Advent of the Three Calamities - Bölüm 1 - Julien D. Evenus

Çeviri Ekibi: özgürnoveltopya | Yayınlanma Tarihi: 26.05.2026

← Önceki Bölüm (0) Seri Sayfası Son Bölüm →

Bölüm 1 - Julien D. Evenus [1]

Üç Felaketin Gelişi

Julien D. Evenus

‘Ah... Hâlâ hayatta mıyım?’

Bunun imkânı yoktu. Ama... yavaş yavaş bundan şüphe duymaya başlamıştım. Son nefesimi verdiğimden kesinlikle emin olmama rağmen durum buydu.

Kendimi yerle yeksan olmuş bir şehrin kalıntıları üzerinde dikilirken bulduğumda varabildiğim tek mantıklı sonuç da buydu.

Havada asılı kalan duman genzimi yakıp tıkıyor, aynı anda kafamın içinde boğuk ve bitmek bilmeyen bir çınlama yankılanıyordu. Adeta bir sivrisinek vızıltısı gibiydi ama ondan çok daha sinir bozucuydu.

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumda, içinde bulunduğum durumda ters giden bir şeyler olduğuna emindim. Orada gibi hissediyordum ama aynı zamanda orada değilmişim gibiydi.s

Eğer bunun bir mantığı varsa tabii?

Ölümden hemen önce deneyimlenen türden bir halüsinasyon olmalıydı.

Kesinlikle öyleydi.

Kendimi hiç bilmediğim bir şehrin yıkıntıları arasında bulup, binaların o tuhaf mimarisine şaşkınlıkla bakarken buna daha çok ikna olmuştum. Benim aşina olduğum hiçbir şeye benzemiyor, apayrı bir çağa ait gibi görünüyorlardı.

Ne tuhaf.

Bütün bu olan biten çok tuhaftı ve aklım olanları bir türlü almıyordu.

Bana neler olduğu ve etrafımdaki bu şehrin neyin nesi olduğu hakkında daha fazla şey öğrenmek için can atmama rağmen, hiçbir şey yapamıyordum.

Olduğum yere çakılıp kalmıştım.

Ya da daha doğrusu, kapana kısılmıştım.

Görebiliyor, koku alabiliyor, duyabiliyor, tadabiliyor ve hissedebiliyordum. Sadece bedenim üzerinde hiçbir kontrolüm yoktu. Sanki dışarıdan bir gücün yönlendirdiği bir ipli kukla gibi hissediyordum.

Gümbür! Gümbür!

Dikkatim uzaklardan gelen bir gümbürtüyle dağıldı, kafam istemsizce sesin kaynağına doğru döndü. Dudaklarımdan süzülen, bana ait olmayan yabancı bir ses yankılandı.

"Zamanı gelmişti... Daha yavaş olacaklarını sanıyordum."

Bu seste bir şeyler vardı. Doğal gelmiyordu. Kulağıma adeta robotik gibi geliyordu ama tam olarak da emin olamıyordum.

Neler oluyor böyle?

Telaşlanmıştım ama elimden ne gelirdi ki? Benim için bir çıkış yolu yoktu, tek yapabileceğim olan biteni izlemekti.

GÜÜÜM—!

Uzaktaki bir bina paramparça oldu ve yıkıntıların arasından beliren o tanıdık silüet ortaya çıktı.

Gözlerimiz buluştu ve o an, bedenimin üzerine çöken, nefesimi kesen ezici bir ağırlık hissettim.

"Seni... sonunda buldum!"

Tiz, kulak tırmalayan bir ses havada yankılandı ve gökyüzü kan kırmızısı bir renge büründü.

Üzerime binen o korkunç baskı daha da arttı ve çok geçmeden tam gözlerimin önünde belirdi.

O... nefes kesiciydi.

Hayatımda gördüğüm herkesten çok daha fazlasıydı, öyle ki gördüklerimin gerçekliğini daha da fazla sorgulamama neden oluyordu.

Sırtından aşağı dalga dalga dökülen ateş kırmızısı lülelerle bezenmiş saçları güneş ışığında dans ediyor; sanki alevler saç tellerine ustalıkla dokunmuş gibi kızıl, bakır ve altın tonlarını sergiliyordu.

Ancak asıl dikkatimi çeken şey gözleriydi. Altın küreler gibi parıldayan gözleri, uzaklardaki güneşi yansıtıyormuşçasına bir derinliğe ve ışıltıya sahipti.

‘Neler oluyor böyle? ...ve neden bana o şekilde bakıyor?’

Ürkütücü bir şekilde tanıdık geliyordu ama aynı zamanda değildi de. Onu daha önce bir yerlerde gördüğümden az çok emindim ama nerede gördüğümü bir türlü gözümün önüne getiremiyordum.

"Bana söyleyeceklerinin hepsi bu kadar mı?"

Bakışlarında bir şeyler gizliydi. Bunun ne olduğunu tam olarak anlayamıyordum... Belki bir özlem? Hayal kırıklığı? Pek emin değildim.

"H—"

Ağzım henüz aralanmıştı ki birdenbire, az önce kızıla boyanmış olan gökyüzü mor bir tona büründü ve göklerden yıldırımlar çatırdamaya başladı.

Çatırt! Çatırt!

Durdurulamaz bir kudretle binaları ve altyapıları yerle bir ederek altındaki her şeyi paramparça etti.

Saniyeler içinde bulutlar yarıldı ve bir kadının silüeti ortaya çıktı. Canlı mor saçları gökyüzünün enginliğinde zarifçe dalgalanırken, ezici bir düşmanlıkla dolup taşan o delici bakışları doğrudan bana kilitlenmişti.

Çatırt! Çatırt!

Gökyüzü amansız yıldırımlar tarafından mahvedilmeye devam ediyor, varlığımın her bir zerresini ezen o baskıyı daha da şiddetlendiriyordu. Güç o kadar muazzamdı ki, bacaklarımın neredeyse altımda büküldüğünü hissettim.

Yine de, şu anda "ele geçirdiğim" bu beden anlaşılmaz bir şekilde sarsılmaz bir inatçılık sergiliyordu. Kemiklerim çatırdıyor, o aşırı baskı altında nefes almakta zorlanıyordum.

Ancak.

Sanki tüm bu yaşadıklarımın hiçbir anlamı yokmuş gibi.

Olduğum yerde dikilmeye devam ettim.

"Demek... sonunda sen de geldin."

Sesi havada süzülerek, boşlukta asılı duran o parlak, mor saçlı kadına ulaştı.

Onu çevreleyen yıldırımlar artan bir şiddetle çatırdarken, bakışları da katlanmış bir nefretle alev alev kaynıyordu. Buna rağmen, sanki hiç hareket edemiyormuş gibi öylece hareketsiz kaldı.

İşte o an dudaklarımın kıvrıldığını hissettim ve dünya bir değişime daha uğradı.

Kırmızıdan Mora... ve en sonunda Siyaha.

Aniden karanlık görüşümü yutarak uzaktaki şehrin tamamen ortadan kaybolmasına neden oldu. Gökyüzü dağıldı ve çevremdeki her şey silinip gitti, geriye sadece karşımda duran o iki kadın kaldı.

Mürekkep karası hiçliğin derinliklerinden, uzakta bir silüet şekillendi. Canlı bir kızıl tonuna sahip gözleri, karanlığı delip geçen yoğun bir ışıltı yayıyor; omuzlarından aşağı dökülen kar beyazı saçlarından oluşan o çağlayanı gözler önüne seriyordu.

O da...

Bana nefretten başka hiçbir duygu barındırmayan gözlerle bakıyordu.

Ah... Şimdi anlıyorum.

Neler olduğunu idrak edebilmem için onun ortaya çıkması yetmişti.

Neden bana bu kadar tanıdık geldiklerini şimdi anlıyordum.

‘Onlar, kardeşimin daha önce bana gösterdiği oyundaki kızlarla aynı.’

Ölümümden hemen önce. Kardeşimin bıkıp usanmadan anlattığı bir oyun vardı. 'Üç Felaketin Gelişi.'

Oyunu oynama fırsatım hiç olmadığı için hakkında pek bir şey bilmiyordum ama kardeşimin çok büyük bir tutkuyla bağlı olduğu bir şeydi.

Onun hakkında konuşmayı bir türlü bırakmıyordu...

Üçü birden karşıma çıkar çıkmaz yapbozun parçaları yerine oturdu ve oyunun kapağını hafızamda canlandırdı. Üzerine pek düşünmeden sadece kısa bir anlığına göz ucuyla bakmış olsam da, hafızamı tazelemem sadece bir anımı almıştı.

Ancak şimdi kesinlikle emindim.

Karşımda duran... kalbimin ritmini bozacak kadar büyük bir nefretle bana dik dik bakan o üç kadın, ölümümden hemen önce kardeşimin bana gösterdiği oyuna ait o Üç Felaket'in ta kendisiydi.

Ya da ölümüm olduğunu sandığım şeyden önce. Hâlâ ölü müydüm? Artık bundan pek de emin değildim.

Büyük ihtimalle kapağın arka planındaki o kızların daha yaşlı versiyonlarıydılar.

Kapaktaki o genç tasvirlerinin aksine, karşımdaki kadınlar çok daha olgun görünüyorlardı.

Bakışları kapaktaki o oyuncu tasvirden tamamen sapmıştı; beni canlı canlı yemek istiyormuş gibi hissettiren amansız bir kan susuzluğu aurası yayıyorlardı.

"Birlikte olmayalı ne kadar zaman geçti?"

Ağzım aralandı. Bu kez o sesi daha net duyabiliyordum. İçinde bulunduğu o dehşet verici duruma rağmen tuhaf bir şekilde sakin çıkıyordu.

Kızların hiçbiri konuşmadı. Yüzlerindeki o değişmez ifadeyle sadece bana baktılar.

Dudaklarım daha da kıvrıldı.

"Bu ifadeler hoşuma gitti."

Elim aniden öne doğru uzandı ve siyah bir kadeh, sanki hiçlikten var olmuşçasına maddeselleşip sıkıca avucumun içine oturdu. Kadehin sınırları içinde gizlenen tuhaf, siyah bir sıvı vardı.

Gümbür—! Gümbür—!

Kadehin ortaya çıkışı bir şeyleri tetiklemiş gibiydi, zira dünya aniden şiddetle sarsılmaya başladı.

Kızların ifadeleri çarpıcı bir şekilde değişti ve üzerime binen o baskı katlanarak arttı.

Fakat her şeye rağmen. 'Ben' olduğum yerde durmaya devam ettim.

"D-dur!"

"Lanet olsun, şu piçi durdurun!"

Birbiri ardına sıralanan küfürler bana doğru uçuştu ama buna verilen tek tepki, kadehin hafifçe havaya kaldırılması oldu.

"Hayııır!"

Kadeh dudaklarıma yaklaşırken, o geçip giden anlık sürede kadehin içindeki karanlık sıvının derinliklerine yansıyan kendi silüetime göz ucuyla bakabildim.

Yakışıklı.

Kadehteki sıvının içine yansıyan o adama bakarken aklımdan geçen tek kelime buydu.

‘Bu ben miyim?’

Ondan yayılan, sergilediği o duruşla kusursuz bir uyum içinde olan bir özgüven ve çekicilik havası vardı.

Keskin, ela gözleri, parlak siyah saçlarıyla uyum içinde, sıvının siyahlığı altında parıldayan büyüleyici bir derinliğe sahipti. Yüzünün güçlü, keskin hatları; belirgin bir çene çizgisi ve kusursuz orantıya sahip bir burunla vurgulanmıştı.

Hayatım boyunca bu kadar yakışıklı birini hiç görmemiştim.

‘Ha, gerçekten ölmüş olmalıyım...’

Gümbür—! Gümbür—!

Etrafımdaki dünya tamamen çöküyor gibiydi. Ne olduğunu anlayamadan, o üç kız çoktan üzerime çullanmıştı. Her bir yandan geliyorlardı.

Yaydıkları güç tüylerimi ürpertiyordu.

Ama tüm bunlara rağmen. 'Ben', kadeh ağzıma yaklaşırken ve içinden bir yudum alırken dudaklarımın ucundaki o hafif kıvrılmayı hissederek olduğum yerde kaldım.

‘Çok acı.’

Püüfff—!

Tam o anda, o sıvının ilk yudumu dudaklarıma değer değmez, yakıcı bir ızdırap bedenimi parçaladı.

Başım yavaşça öne düşerken ağzımın kenarından bir şeylerin damladığını hissettim. İşte orada, devasa bir kılıcın ucunu gördüm.

Doğrudan göğsümü delip geçmişti.

Şıp... Şıp...

Ağzımın kenarından damlayan kan, kılıcın ucunu kızıla boyadı.

Başım yavaşça iki yana çevrildi ve işte orada, bana donuk gözlerle bakan gri renkli bir çift göz yakaladım.

"Doğru ya. Seni unutmuşum."

Kelimeler ağzımdan pürüzsüzce döküldü. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Ama biliyordum. Onun artık son demlerinde olduğunu herkesten çok daha iyi biliyordum.

Yine de.

Ayakta durmaya devam ettim. Gururla. Herkesin önünde.

Yutkun—!

Ve bir yutkunmayla birlikte etrafımdaki dünya karanlığa gömüldü.

Gözlerimi açtığım bir sonraki an, tam önümde havada süzülen devasa bir ekran buldum.

Julien D. Evenus Özellikler
Seviye: 17 [Aşama 1 Büyücü]
Tecrübe: [0% — [16%] ————— 100%]
Meslek: Büyücü
Tür: Element [Lanet]
Tür: Zihin [Duygu]
Büyüler:
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: Öfke
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: Üzüntü
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: Korku
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: Mutluluk
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: İğrenme
Başlangıç Seviyesi Büyü [Duygu]: Şaşkınlık
Başlangıç Seviyesi Büyü [Lanet]: Alakantria Zincirleri
Başlangıç Seviyesi Büyü [Lanet]: Maraz Elleri
Yetenekler:
[Doğuştan]: Öngörü
← Önceki Bölüm (0) Seri Sayfası Son Bölüm →