Bölüm 5: Julien D. Evenus [5]
Üç Felaketin Gelişi
Julien D. Evenus
Korku tarafından tüketilmek nasıl bir histi?
"Haaa... Haaa..."
Ağızdan çıkan küçük, sığ ve tekrarlayan nefesler.
Küt... Küt! Küt... Küt!
Zihinde davul gibi çalan, hızlanan bir kalp atışı.
Titreyen bir beden.
Terli avuç içleri.
Siktir—
Bok gibi hissettiriyordu.
"H-hah."
Ne denersem deneyeyim, titreme durmuyordu.
Derin nefesler almaya çalıştım ama zorlandım; ara sıra çok derin nefes alıp kendi tükürüğümle boğuluyordum.
"...Ah."
Acınası bir manzaraydı.
Bunu biliyordum.
Ama.
"...H-hah."
Bunu durduramıyordum.
Beni yavaşça, her bir zerreme kadar tüketiyordu.
Zihniminin en derin köşelerine doğru sinsice ilerliyordu.
Bu ana kadar soğukkanlılığımı koruyabilmiştim. Ama şimdi yalnız kaldığımda... zorlanıyordum.
Titremeyi ve beni bütünüyle ele geçiren o hissi durduramıyordum.
'Bu dursun artık... Dursun artık...'
Bu noktada.
Ölüm kulağa o kadar da kötü gelmiyordu.
Ama.
"Kh...!"
Dişlerimi sıktım.
"Hayır."
Böylesine acınası bir ölüm...
Bir kez daha olmaz.
Hem de henüz neler olup bittiğini bile bilmiyorken. En azından bunu bilmek istiyordum. Ben kimdim...? Ve neden buradaydım?
Böyle bir anda ölmek, isteyeceğim en son şeydi.
Bu yüzden.
"Khhh...!"
Dişlerimi sıkmaya devam ettim ve zihnimi rehin alan korkuya katlandım.
Cııırt——!
Bacaklarım yerde debelenirken ellerim hırsla gömleğimi çekiştiriyordu.
Nedense bu çırpınışım sırasında bedenim, yerdeki kusmuktan refleks olarak kaçınıyordu.
Kusmuğa dokunma düşüncesi, zihnimi bulandıran korkudan daha iğrenç geliyordu.
Sanki bu, bedenime kazınmıştı.
"Sadece... geçip gitsin..."
Durum çaresiz görünüyordu ama... bunu yavaş yavaş hissedebiliyordum. His giderek sönüyordu. Yavaş ama kesin bir şekilde kendimi yeniden kazanabileceğimi biliyordum.
Sadece...
"Kh... Dayan."
Gömleğimi ısırdım ve saçlarımı çekiştirdim.
"Khak!"
İşte o an bir şey fark ettim.
"Acı..."
Acı, yaşadığım korkuyu hafifletiyor gibiydi.
"Uh...!!"
Bundan faydalanarak ön kolumu ısırdım.
Dişlerimin tenime geçme hissi belirtilerimin çoğunu hafifletti ve yoğun acıya rağmen sonunda bir sakinlik hissi yakalamama yardımcı oldu.
Acı.
Acı, baş edebileceğim bir şeydi.
"Huuu..."
İlk kez derin bir nefes alabildim.
Ellerim hâlâ titriyordu ama zihnim berraktı.
Koluma göz attım, üzerinde dokunan karmaşık kırmızı desenlerin parmak ucumda birleştiğini ve sonunda yere doğru süzüldüğünü izledim.
Tıp. Tıp.
Kırmızılık yeri lekeliyordu.
Bunu görmezden gelerek derin ve düzenli nefesler almaya devam ettim. Yavaş yavaş bedenimin kontrolünü yeniden kazanıyordum.
Ayağa kalkabilecek kadar.
Sonunda kendime gelebildiğimde ne kadar zaman geçtiğinden emin değildim.
Ama bunun bir önemi yoktu.
Şu an tek istediğim durumumu anlamaktı.
"Burası neresi...?"
Odada gezinirken parmağımı ahşap bir masanın üzerinde gezdirdim.
Dokununca gerçek gibi hissettiriyordu.
Zaten bilmeme rağmen, emin olmak için yaptım bunu.
Bunların hiçbiri bana gerçekçi gelmiyordu.
"Orta Çağ tarzı bir ortam, tuhaf güçler ve vizyonlar, gri gözlü bir adam..."
Parçalar kafamda birleşmeye başladı ve zihnimde bir sonuca vardım. Kabullenmekte zorlandığım bir sonuca.
Oyundaydım, değil mi?
'Üç Felaketin Gelişi.'
Daha önce hiç oynamadığım için hakkında bildiğim pek bir şey yoktu ama abimin söylediğine göre oldukça popüler bir oyundu.
"Neden?"
Hangi sebeple buradaydım?
Ve.
En yakındaki pencereye doğru döndüm. Dışarısı karanlık olduğundan dışarıyı görmek zordu ama odak noktam başka bir yerdeydi.
Yansımama doğru.
Derin ela gözleri, siyah saçları ve keskin çene hattıyla, sadece görünüşüyle bile kusursuzluğun simgesi gibi görünüyordu. Yüzüme dokunmak için ellerimi kaldırdım.
"Bu ben miyim...?"
İnanması zordu ama yanağımı çimdiklediğimde gerçeklik inkar edilemez görünüyordu.
"Çılgınlık... Bu bir çılgınlık."
Bu benim gerçekliğim gibi görünse de hâlâ inanmakta güçlük çekiyordum.
Gıcııırt—
Kafamı o yöne çevirdim.
"..."
"..."
Kapının yanında tanıdık bir figür duruyordu. Hareketsizce dikilmiş, soğuk gri gözleriyle bana bakıyordu.
"Pek iyi hissetmiyor musun?"
Sesi sakin geliyordu ama tek hissettiğim ürpertiydi.
Adım—
Ahşap zemin, adımının altında gıcırdadı.
O öne doğru adım atarken odaya tuhaf bir gerilim çöktü.
Gözleri kısa bir an yerdeki kusmukta durakladı, ardından tekrar bana döndü.
Adım—
Bir adım daha attı.
Bulunduğum yere doğru sokularak.
Her hareketi ve eylemi boğucu hissettiriyordu. Sanki beni suyun daha da, daha da derinlerine çekiyordu.
Kaçmayı düşündüm ama bunun beyhude olduğunu fark ettim.
Bu adamdan kaçış yoktu.
Ve...
Kaçmak da içimden gelmiyordu.
Adım—
Önümde durdu.
Bakışları keskindi. Bana vizyondaki gözlerini, kılıcının beni delip geçtiği andaki bakışlarını fena halde hatırlatıyordu.
Ne...?
ŞIIIIING—!
Boynumda bir soğukluk hissettim.
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki tepki verecek vaktim olmamıştı.
Ağzı hafifçe aralandı,
"Sen, kimsin sen?"
"..."
Boynum, kılıcın keskin ucu tenime hafifçe battığında sızladı.
Boynumdan aşağı ıslak bir çizgi süzüldü.
"Sen o değilsin. Kimsin sen?"
Kendinden emin görünüyordu. Sanki bu bedeninin ait olduğu kişi olmadığımdan kesinlikle emin gibiydi.
Ve haklıydı da.
Değildim.
Garip bir şekilde, bana doğrultulan kılıcın keskin ucuna bakarken hiçbir şey hissetmiyordum.
Şuna bak hele.
Onca korkudan sonra, tam da korku hissetmem gereken an geldiğinde, bunu hissetmiyordum.
Sınav salonunda yaşadıklarımın yanında bu sönük kalıyordu.
Başımı hafifçe yana eğdim.
"Sana bunu düşündüren ne?"
Sesim, böyle bir durumda çıkacağını tahmin ettiğimden çok daha sakin çıkmıştı.
Dudakları yukarı doğru kıvrıldı.
"Benzer bir durumda olsaydı, senin verdiğin tepkiyi vermezdi."
Öyle mi?
"Nasıl tepki verirdi?"
"Bana küfrederek."
Vizyonu tekrar düşündüm.
Bana öyle bir adammış gibi gelmemişti.
Yine de denedim.
"Çek o siktir olası ellerini üzerimden."
"Hayır, tam olmadı. Hâlâ eksik bir şeyler var."
"Ne gibi?"
"''Çek o siktir olası ellerini üzerimden pislik herif' demeyi dene. O böyle cevap verirdi."
"Demek öyle."
Epey bilgilendirici.
Boynuma dayalı olan kılıcı kavradım ve uzaklaştırmaya çalıştım. Dişlerimin arasından tısladım,
"Çek o siktir olası ellerini üzerimden pislik herif!"
"Daha iyi."
Ne yazık ki, kılıç milim oynamadı.
Güçlerimiz arasındaki fark bu kadar muazzam mıydı?
"Boşuna uğraşma. Ben bir şövalyeyim. Aramızdaki güç farkı, o bedenle kapatabileceğin bir şey değil."
"Demek öyle."
Kılıcı bıraktım ve elime baktım.
Kanıyordu.
Yine de daha fazla sakinleşmeme yardımcı oldu.
Kalbim artık eskisi kadar hızlı atmıyordu ve zihnim çok daha berraktı.
"..."
"..."
İkimiz de tek kelime etmeden yüz yüze duruyorduk.
Sessizliği ilk bozan o oldu.
"İlginç bir söylenti duydum."
Kıpırdamadan durup onun sözlerini dinledim.
Şu anda yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Daha önce gösterdiğim güçler hakkında hiçbir şey bilmiyordum, onları nasıl kullanacağımı da. Tüm bu süre boyunca bunu deniyordum.
Şu an.
Sadece normal bir insandım.
"Harika bir sınav adayı ortaya çıkmış. Söylentilere göre performansıyla tüm jürileri hayretler içinde bırakmış. Öyle ki seçim sürecine ara vermek zorunda kalmışlar."
Bana anlamlı bir bakış fırlattı.
"O sendin, değil mi?"
Ah.
İşte o an nihayet kafama dank etti.
Bu ana kadar neden hâlâ hayatta olduğum ve beni neden hâlâ öldürmediği.
O...
Kılıcı tutan eline göz attım.
...Bana karşı tetikteydi.
"Acaba."
Dudaklarımı yavaşça sırıtır gibi kıvırarak sözü kısa kestim.
"Peki bu bilgiyle ne yapacaksın?"
Kılıcını tutuşu sıkılaştı ve kılıç boynuma daha da derinden battı.
Acıyı bastırdım ve tepki vermemek için kendimi zorladım.
"Bunu söylemek istemezdim ama bu..."
Boynumdaki kılıca hafifçe vurdum.
"...Beni korkutmuyor."
Korku, endişelerimin en ufağıydı.
"..."
Bakışları daha da keskinleşti.
'Ah, tam orada.'
Bocalıyordu.
Sağ elimi kaldırdım.
Kan ön koluma doğru süzülürken elim kırmızıya boyanmıştı. Epey dikkate değer bir manzaraydı. Bu eli seçme nedenim de buydu zaten.
"Tek yaptığım ona dokunmaktı."
"..."
"O şekilde tepki vereceğini tahmin etmemiştim."
Bu doğruydu.
Gerçekten de tahmin etmemiştim.
"Acaba."
Karşımdaki adama baktım ve elimi kapattım.
"...Bunu senin üzerinde denesem nasıl tepki verirdin?"
Önünde duran adam, tanıdığı genç efendi değildi. Tavırları, hareketleri ve en önemlisi...
Sakinliği.
Leon bundan emindi.
...O, Julien D. Evenus değildi.
Onunla yeterince vakit geçirdiği için bundan emindi. Değişimi ilk olarak sınavdan önce fark etmişti.
Garip bir şekilde sessiz görünüyordu.
Normalde nasıl biri olduğu düşünüldüğünde bu hiç ona uymayan bir durumdu.
'Muhtemelen gergindir...'
Leon, onun muhtemelen sınavı yüzünden gergin olduğunu düşünerek bunu geçiştirmişti.
Ama.
"Sınav neden askıya alındı?"
"Pek emin değilim ama sınav salonundan sedyeyle çıkarılan birini gördüm. Görünüşe göre bunu adaylardan biri yapmış."
"Ah? Öyle biri mi varmış...?"
"Evet, ben de ona şöyle bir göz attım. Gerçekten çok yakışıklıydı. Siyah saçlı, ela gözlü..."
Ani söylentiler, artık bunu düşünmemesini imkansız hale getirmişti.
Onu aramaktan çekinmedi.
Ve...
"O sendin, değil mi?"
Kılıcının keskin ağzının Julien'in boynuna baskı yaptığını hissederek kılıcı kavrayışını sıkılaştırdı.
'Aynı kişi olmalarına imkan yok.'
Artık bundan emindi.
Tanıdığı genç efendi değildi o.
Onu özellikle temkinli kılan şey, tepkisizliğiydi. Kılıcının boynunu kesip biçmesi ihtimaliyle karşı karşıya olmasına rağmen istifini bozmamış görünüyordu.
Çok aşina olduğu o ela gözler bir anda farklı hissettirmişti.
Sanki tanıdığı genç efendinin soğuk kabuğuna bakıyor gibiydi.
"Acaba."
Dudakları sırıtır gibi bir hal aldı. Neredeyse onunla alay ediyor, kışkırtıyordu.
Onunla dalga geçiyordu.
"Peki bu bilgiyle ne yapacaksın?"
Leon kılıcı daha da sıkı kavradı ve kılıcı Julien'in boynuna daha da derinden batırdı.
Bu bir tehditti.
'Hiç mi tepki yok...?'
Pek de etkili olmamış gibi görünen bir tehdit.
Sadece öylece dikiliyordu.
Ve yine de...
Yine de...
Göz korkutucu hissettiriyordu.
Neden böyleydi?
"Bunu söylemek istemezdim ama bu..."
Hafif hareketlerle kılıcının ucuna vurdu.
"...Beni korkutmuyor."
"..."
Leon sessiz kaldı, bedeninin kasları gerildi.
Sonra...
Tıp. Tıp.
Julien kana bulanmış elini kaldırdı.
"Tek yaptığım ona dokunmaktı."
Alçak bir sesle dile getirdi bunu.
Sözleri durumu tasvir ediyor gibiydi. Muhtemelen sınav salonunda yaşananları.
Ama.
Leon için.
Onun sözleri.
"Acaba."
Daha çok bir...
"...Bunu senin üzerinde denesem nasıl tepki verirdin?"
Uyarı gibiydi.