Omniscient Reader's Viewpoint - Bölüm 6 - Sponsor Seçimi

Çeviri Ekibi: özgürnoveltopya | Yayınlanma Tarihi: 07.06.2026

← Önceki Bölüm (5) Seri Sayfası Son Bölüm →

Bölüm 6 - Sponsor Seçimi

Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı

Kim Dokja

Metro, Dongho Köprüsü'nü yarılamışken aniden durdu.

"Aman Tanrım..."

Hayatta kalan birkaç kişi ayağa kalkıp dışarıda gözler önüne serilen manzaraya baktı. Harabeye dönmüş Seul ve yerle bir olmuş binalar... Han Nehri'ne çakılan bir savaş uçağının enkazını midesine indiren, devasa bir yılanı andıran ürkütücü canavarlar...

"B-Bu da neyin nesi...!"

Onların ne olduğunu anında tanıdım. Bir ihtiyozor. Genellikle deniz yılanı olarak bilinen bir canavar. Hayatta Kalma Yolları dünyasında daha sonraları 7. Derece canavar olarak sınıflandırılacaktı.

İhtiyozorlardan biri bakışlarını doğrudan bu yöne çevirdi.

"U-Uwaaah! Buraya geliyor!"

İnsanlar dehşet içinde çığlık atıyordu. Bense yaklaşan ihtiyozora sadece kayıtsızca bakmakla yetindim. Bu yaratıklar bizim için bir tehdit oluşturamazdı.

Kurururung!

İhtiyozor, Dongho Köprüsü'nün altında bir tur attıktan sonra devasa bir köpük bulutunun içine dalarak gözden kayboldu.

Hayatta Kalma Yolları dünyasında, 'senaryolar' her şeyden önce gelirdi. Senaryonun koruması altında olduğumuz sürece, bu tür canavarlarla direkt olarak yüzleşmek zorunda kalmayacaktık. En azından şimdilik.

✧ Sistem Mesajı
Beklenmedik bir senaryo kontrolü nedeniyle ücretli hesaplaşma ertelenmiştir. Lütfen bekleyin.

Ücretli hesaplaşmanın tam da şu an başlaması gerekiyordu ancak havada yalnızca kırmızı bir hata mesajı süzülüyordu.

Muhtemelen benim yüzümdendi. Bakışlarımı yere, Kim Namwoon'un sadece gövdesi kalmış kanlı cesedine indirdim.

Orijinal Hayatta Kalma Yolları'na göre Kim Namwoon, bu vagondaki insanların çoğunu katletmiş ve bir sonraki senaryoya geçmiş olmalıydı. Ama ben buna engel olmuştum.

Eğer düşüncelerimde haklıysam, Kim Namwoon'un ölümüne öfkelenecek olanlar birazdan ortaya çıkacaktı. Burada mı? Hayır, burada değil. Çok daha yukarılarda, gökyüzündeydiler.

✧ Sistem Mesajı
'Kim Namwoon' adlı karakterin ölümü nedeniyle, iki takımyıldızı size karşı hafif bir düşmanlık besliyor.

Takımyıldızları. Hayatta Kalma Yolları'ndaki o gizemli varlıklar... Uzak bulutsularından oturup bizi izliyorlardı ve bu trajedinin asıl mimarları onlardı.

Takımyıldızlarının tutumlarını gösteren bu sistem mesajı ortaya çıktığına göre, her şeyin artık resmen başladığını fark ettim.

Ne komik. Daha bir gün önce, konumlarımız tam tersiydi. Ama şimdi beni izleyen ve yargılayan taraf onlardı.

✧ Sistem Mesajı
Bir avuç takımyıldızı senaryonuza hayran kaldı.
Takımyıldızları size 500 jeton sponsor oldu.

Benden hoşlanmayan takımyıldızları varsa, muhakkak beni sevenler de olacaktı. Öyle ya da böyle, bu son derece rahatsız edici bir durumdu. Ancak şu an onlara karşı yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Palyaço olma sırası bendeydi.

Yerde duran Kim Namwoon'un İsviçre çakısını elime aldım ve aklımdan geçirdim.

İstediğiniz kadar izleyin. Gözünüzü kırpmadan ödediğiniz o bilet parasının bedelini eninde sonunda hayatınızla ödeyeceksiniz.

"...Dokja-ssi? İyi misiniz?"

Başımı kaldırdığımda Yoo Sangah'nın yüzüyle karşılaştım. Omuzları çökmüştü. Bembeyaz bluzu kanla kaplanmıştı ve çoraplarından biri kaçmıştı. Karşımda, önceden tanıdığım o kusursuz Yoo Sangah'dan eser yoktu. Elini tutup usulca konuştum.

"Özür dilerim. Büyükanneyi kurtaramadım."

Bakışlarımı, büyükannenin başı olmayan bedenine indirdim. Adını bile bilmiyordum. Gelecekte, sayısız insan tam olarak bu şekilde can verecekti.

Yoo Sangah, karmaşık duygular barındıran bir bakışla bana baktı.

"Dokja-ssi nasıl bu kadar..."

"Efendim?"

"Ah, bir şey yok. Daha doğrusu... Teşekkür ederim."

"Ne demek istiyorsunuz?"

"Yani, ben..."

Az önce yaşanan o sahneyi gecikmeli de olsa aklımdan geçirdim. Böcek ağını Yoo Sangah'nın olduğu yöne fırlatmıştım. Aklından ne geçtiğini gayet iyi biliyordum.

"Sadece bir tesadüftü. İkinci bir kez olmayacak."

"Ah..."

Yoo Sangah sessizce başını salladı. Gerçeği bilmiyordu ama zeki bir kadındı. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı. Benim yaptığım bir seçim yüzünden biri hayatta kalmış, bir başkası ise can vermişti. Hayatta kalan kim olursa olsun, bir teşekkürü hak etmiyordum.

[Vay canına, tek kelimeyle muazzam.]

Dokkaebi aniden havada belirdi.

[Burada neler oldu böyle? Sadece diğer vagonları izliyordum...]

Dokkaebi'nin yüzünde hem bir şaşkınlık hem de saf bir zevk vardı. Başının üzerinde parıldayan yıldızlar süzülüyordu.

Yıldızların sayısını saydım. Bir, iki, üç... Yirmi, yirmi bir. Toplamda yirmi bir taneydiler. Keyfi oldukça yerinde olmalıydı.

[Kanalıma bağlanan tam 21 kişi... Haha, bu hiç de fena sayılmaz, değil mi? Aman Tanrım, sponsorluklarınız için teşekkür ederim, Takımyıldızları! Haha, millet! Değerinizi layıkıyla gösterdiniz, değil mi?]

Yıldızların sayısı, kanala bağlanan takımyıldızlarının sayısını temsil ediyordu.

Yirmi bir çok büyük bir rakam değildi ama çaylak bir dokkaebi için oldukça tuhaf ve yüksek bir sayı sayılırdı.

[Hayatta kalanların sayısı bayağı yüksekmiş? Yan vagondaki o herif de tam bir çılgındı... Görünüşe göre bugün işler epey ilginçleşecek.]

Dokkaebi havada birtakım el hareketleri yaptı. Kısa bir süre sonra önümüzde, saydam bir ekran üzerinde hayatta kalanların listesi belirdi.

✧ Sistem Mesajı
Bulgwang'a giden 3434 Numaralı Tren, 3807 Numaralı Vagon'dan hayatta kalanlar: Kim Dokja, Lee Hyunsung, Yoo Sangah, Han Myungoh ve Lee Gilyoung. Toplam beş sağ kalan.

Beş kişi. Düşündüğümden çok daha fazla insan hayatta kalmayı başarmıştı. Kurtulanların yüzlerini tek tek inceledim.

Lee Hyunsung sağlam bir fiziğe ve mükemmel motor becerilerine sahipti; haliyle hayatta kalması beklenen bir şeydi. Yoo Sangah'nın bile belli bir noktaya kadar hayatta kalabileceğini zaten tahmin etmiştim.

Buna ek olarak da Lee Gilyoung vardı. Eğer tahminlerim beni yanıltmıyorsa, 'Lee Gilyoung' hemen yanımda titreyen şu çocuğun adıydı. Ezilmiş çekirgenin yeşil sıvıları hâlâ çocuğun ellerindeydi. Kana bulanan o sıvı, benim sıkıp ezdiğim çekirgeden geliyordu.

Çocuk, başını kaybetmiş olan annesine bakıyordu. Çocuğun annesi, büyükanneyi katletmeye katılmak için onu bir köşede öylece terk etmişti. Ve bu küçük çocuk, başından sonuna kadar tüm bu vahşete kendi gözleriyle şahit olmuştu.

Elimi çocuğun omzuna koymadan önce bir an duraksadım. Hissettiğim şey aptalca bir acıma duygusu falan değildi. Basitçe ifade etmek gerekirse, bu...

Aynen öyle. İkiyüzlülüktü.

"Ufaklık."

Çocuk başını yavaşça bana çevirdi; gözlerinde, hayatında ilk defa bu kadar yakından yüzleştiği ölümün o dondurucu korkusunu görebiliyordum.

Kaçınılmaz içgüdüler insanı kontrol ediyordu. Bu çocuk annesinin ölümünün yasını tutmuyordu. Sadece kendi canından olma korkusunu iliklerine kadar hissediyordu. Bu çok doğaldı, o da bir insandı nihayetinde.

"Yaşamak istiyor musun?"

Çocuğun gözleri endişeyle titredi. Bedenini, karşı konulamaz bir güç sarsıyordu adeta. Sonra azar azar, yavaşça çocuğun başı hareket etti.

"Öyleyse birlikte gidelim."

Lee Gilyoung yavaş adımlarla gelip bacaklarıma sokuldu. Yoo Sangah, etkilenmiş bir ifadeyle bana bakıyordu. İstemeyerek de olsa yeni bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiştim. Aslında, yaptığım bu hareketin gerçekten de görülmesini istemiştim. Ama hedef kitlem Yoo Sangah değildi.

✧ Sistem Mesajı
Birkaç takımyıldızı, sergilediğiniz bu iyi niyetli davranıştan derinden etkilendi.
Takımyıldızları size 200 jeton sponsor oldu.

Bunun son derece aşağılık bir hamle olduğunu düşünmeden edemiyordum. Ama ne yapayım, ben de yaşamak istiyordum.

Yaklaşmakta olan o büyük olayları göz önüne aldığımızda, tam da şu an takımyıldızlarının dikkatini çekmek benim için hayati bir önem taşıyordu.

"B-Bizi artık serbest bırakacak mısın? İstediğini almadın mı?"

Gömleği paramparça olmuş Han Myungoh, yarım düzine adım öteden bağırdı. Departman Şefi Han Myungoh. Gerçekten de şanslı bir insan evladıydı.

Ancak aklımı kurcalayan bir şey vardı. Han Myungoh onca parası varken neden metroya biniyordu ki? Bu adam daha kısa bir süre önce yeni aldığı S Sınıfı Mercedes-Benz'iyle hava atıp durmuyor muydu?

[Hımm, serbest bırakmak mı? Daha dışarıyı ve o manzarayı görmediniz mi? Gerçekten oraya, dışarı çıkmak istiyor musunuz?]

Dokkaebi alaycı bir şekilde kıkırdadı.

[Bu bir bakıma takdire şayan bir durum. Açıkçası bu vagondan çok bir beklentim yoktu ama birinci senaryoyu geçmeyi başardınız. Bu da siz böceklerin hayatta kalmayı hak ettiğini kanıtlıyor.]

Onun bu sözleri, içinde bulunduğumuz acınası durumu iliklerimize kadar hissetmemizi sağladı. Belki de onun gözünde gerçekten yerdeki birer çekirgeden farksızdık.

[Evet evet, çekilen onca zorluğun ardından bir ödül olması gerekmez mi? Birinci senaryonun ödülü olarak, 'takımyıldızlarının' sponsorluğuna hak kazandınız. Vay canına! Buna ne dersiniz? İple çekmiyor muydunuz bunu? Hımm, hiçbirinizde o hevesi göremiyorum. İşiniz gerçekten çok zor.]

İnsanların bu boş tepkisi son derece doğaldı. Burada 'takımyıldızı'nın ya da 'sponsorluğun' ne anlama geldiğini bilen tek kişi bendim.

Takımyıldızlarının sponsorluğu. Bunun anlamı gayet açıktı. Hayatta Kalma Yolları'nın en kilit olaylarından biri olan 'Sponsor Seçimi' başlamak üzereydi.

[Hımm, hepinizin yüzünde o şaşkın ifadeyi görebiliyorum. Size bunu basitçe açıklayayım o hâlde. Şu an, inanılmaz derecede zayıfsınız. Eğer gerçekleşecek olan senaryoların ortasına bu hâlinizle atılırsanız, bırakın bir 'kruk' ile karşılaşmayı, cılız bir yer faresi gördüğünüzde bile canınızdan olursunuz. Ama ne mutlu ki, evrenin derinliklerinde size acıyan ve size sponsor olmak isteyen bazı yüce varlıklar var. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?]

Lee Hyunsung en sonunda daha fazla dayanamayarak sesini yükseltti.

"Sen neler zırvalıyorsun? Kim, kime sponsor oluyor..."

[Hımm, anlaşılan sözlerim kirli kulaklardan içeri girmiyor. Güney Kore'de eski bir deyiş yok mudur? Bin işitmektense bir görmek yeğdir, diye. O hâlde bunu bizzat tecrübe edin. Gerçi, aranızdaki şanssız olanlar bu fırsatı hiç yakalayamayabilir. Hahahat!]

Gerilmiştim. Bundan sonrası oyunun kilit noktasıydı. Burada yapacağım doğru bir seçim, gelecekte hayatta kalmamı çok daha kolay bir hâle getirecekti.

"Dokja-ssi? Önümde aniden iki tuhaf seçenek belirdi..."

"Bana sorsanız da inanın cevabını ben de bilmiyorum."

Şüpheleri üzerimden atmak için uydurduğum doğal bir yalandı bu. Bu arada, iki seçenek ha. Yoo Sangah epey şanslı sayılırdı.

"Rahat olun. Bunu bir yetenek testi gibi düşünün."

"Yetenek testi..."

"Zaten kimsenin şu anki durumun ne olduğuna dair en ufak bir fikri yok. Neden rahatça seçiminizi yapmayasınız ki?"

"Ah... Anlıyorum."

Yoo Sangah dudaklarını birbirine bastırdı ve boşluğa doğru dikkatle bakmaya başladı. Yüzünde, merak uyandıran yeni bir şeyle karşılaşmış gibi derin ve dalgın bir ifade vardı.

Diğerleri de bir anda sessizliğe büründü. Herkes kendi önlerinde beliren seçenekleri okumakla meşguldü. Benim de bakmam gereken kendi ekranım vardı.

✧ Sponsor Seçimi
- Lütfen sponsorunuzu seçin.
- Seçtiğiniz sponsor en güçlü destekçiniz olacaktır.
1. Karanlık Uçurumun Siyah Alev Ejderhası
2. Şeytan Benzeri Ateş Yargıcı
3. Gizemli Entrikacı
4. Altın Kafa Bandının Mahkûmu

Tıpkı bir bilmece gibi dört seçenek duruyordu karşımda. Bu, beni kendi enkarneasyonları yapmak isteyen tam dört adet takımyıldızı olduğu anlamına geliyordu.

Hayatta Kalma Yolları'nın ana karakterinin ilk seferinde beş seçenek aldığı düşünüldüğünde, dört seçenek kesinlikle azımsanacak bir rakam değildi.

Takımyıldızları asla gerçek adlarını açıklamazlardı. Bu nedenle, tüm sözleşmeciler takımyıldızlarının gerçek kimliğini 'karanlık uçurum', 'şeytani' ve 'bahçe' gibi kelimeler üzerinden çıkarsamak zorundaydı.

Tabii ki, Hayatta Kalma Yolları'nın tek okuyucusu olan benim için bu bulmacanın çözümü çocuk oyuncağıydı.

Bakalım.

İlki, 'Karanlık Uçurumun Siyah Alev Ejderhası'.

Hatırladığım kadarıyla, bu takımyıldızı Siyah Bulut adı verilen bir takımyıldızı grubuna liderlik eden son derece kudretli bir varlıktı. Gerçek adını unutmuştum ama adının oldukça uzun olduğunu iyi hatırlıyordum.

Bu takımyıldızının en büyük avantajı, sözleşmecisine muazzam bir saldırı gücü bahşetmesiydi. Dayanıklılığın ve fiziksel gücün acil bir ihtiyaç olduğu o ilk günlerde, Karanlık Uçurumun Siyah Alev Ejderhası kadar güçlü başka bir takımyıldızı daha yoktu.

Elbette, bu sadece başlangıç için geçerliydi. Bu takımyıldızının gücü daha sık kullanıldıkça zihin yavaş yavaş yozlaşmaya başlıyor ve sözleşmeci zamanla gözü dönmüş, deli bir katile dönüşüyordu.

Bu takımyıldızı genellikle 'chuunibyou' niteliğine sahip kişilere sponsor olurdu... Bu varlığın beni neden seçtiğini zerre anlayamamıştım. İçimde rahatsız edici bir his uyandırdığı için bu elemanı kafamdan direkt sildim.

İkincisi, Şeytan Benzeri Ateş Yargıcı.

Bu seçeneği kendi gözlerimle gördüğüme inanamıyordum. Nedendir bilinmez, içimde kabaran o görkemli duygular tek kelimeyle muazzamdı.

İlk bakışta, bu isimden saf bir kötülük sızıyor gibi duruyordu. Ama aslında bu, kötüleri tuzağa düşürmek için hazırlanmış bir aldatmacaydı. 'Şeytan Benzeri' tabiri, aslen 'şeytan olmayan' anlamına gelüyordu. Ve buna bir de 'ateş' ile 'yargıç' kelimeleri eklenmişti.

Şeytan olmayan ve ateşi kullanarak yargı dağıtan yüce bir varlık. Ne kadar çelişkili görünse de, bu takımyıldızının asıl sahibi bir melekti.

Eğer doğru hatırlıyorsam, o kişi Başmelek Uriel'di... İşin doğrusu bunu çok net hatırlıyordum çünkü romandaki ana karakterlerden biri bu takımyıldızını kendine sponsor olarak seçmişti.

Oldukça makul ve sağlam bir seçenekti. Şimdilik bunu beklemeye aldım. Çünkü 'Mutlak İyilik' takımyıldızlarının o devasa gücünü kullanmak isterseniz, size inanılmaz derecede saçma sapan kısıtlamalar ve kurallar dayatıyorlardı.

Üçüncüsü, Gizemli Entrikacı. Hayatta Kalma Yolları'nın tek okuyucusu olan ben bile bu seçeneği ilk defa görüyordum.

Bu isim laf arasında bir yerlerde geçmiş olabilirdi ama... Şu an için kim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Eğer Hayatta Kalma Yolları'nı biraz daha dikkatli okumuş olsaydım, belki bu takımyıldızına dair içimde ufacık da olsa bir his uyanabilirdi.

Ama şu konudan kesinlikle emindim ki, bu takımyıldızının sahibi pek de öyle güçlü bir varlık değildi. O bariz niteleyicinin dışında, isminde tek bir 'özel isim' bile barındırmıyordu.

Gizemli Entrikacı, bir takımyıldızı için fazlasıyla basit kalıyordu. Bunu da şimdilik beklemeye aldım.

Ve son olarak, Altın Kafa Bandının Mahkûmu vardı.

Dördüncü seçeneği gördüğüm o ilk anda kalbim adeta yerinden fırlayacak gibi oldu. Böylesine efsanevi bir takımyıldızıyla bu kadar erken karşılaşmayı kesinlikle ve kesinlikle beklemiyordum. Gözlerime inanamayıp birkaç kez tekrar tekrar okudum. Ama kelimeler orada, apaçık bir şekilde duruyordu: 'Altın Kafa Bandının Mahkûmu.'

İlk bakışta bu isim, 'mahkûm' kelimesinden dolayı oldukça olumsuz bir izlenim bırakıyordu. Ancak asıl dikkat etmeniz gereken yer 'Altın Kafa Bandı' kısmıydı.

Altın Kafa Bandı. Dünyadaki en küçük hapishane.

Eğer çocukken Batı'ya Yolculuk'u okumaktan keyif almışsanız, bu herkesin anında tanıyabileceği türden açık bir ipucuydu. Doğu'dan Batı'ya uzanan o destansı yolculukta, altın bir kafa bandı tarafından esir tutulan tek bir mahkûm vardı.

Kafasındaki o pranga yüzünden acılar içinde kıvranan Çiçek ve Meyve Dağı'nın ustası. 'Altın bakışlara ve ateşten gözlere' sahip olan o Yakışıklı Maymun Kral.

Cennetin Dengi Yüce Bilge, Sun Wukong'un ta kendisiydi.

Romanda boy gösteren onca karakter arasında, sadece tek bir tanesi Sun Wukong tarafından destekleniyordu.

Yüzlerce enkarneasyonu tek hamlede silip süpürebilen, tek bir yıldırım çarpmasıyla akıllardaki düşünceleri bile yok edebilen o mucizevi ve korkutucu güç.

Yazar bu kısmı öylesine büyük bir enerji ve coşkuyla tasvir etmişti ki, okuduğum o sahneler hâlâ zihnimde ilk günkü berraklığını koruyordu.

Böylesine kudretli bir takımyıldızının bana neden ilgi gösterdiğini bilmiyordum ama Cennetin Dengi Yüce Bilge'nin enkarneasyonu olursam, bu yeni ve acımasız dünyada diğer herkesten çok daha kolay hayatta kalmayı başarabilirdim.

Ancak...

Başımı hızla ön taraftaki vagona bağlanan kapıya çevirdim. O kapının hemen ardında, 'o' da en az benim kadar ciddi bir şekilde önündeki seçim ekranına bakıyordu.

Eğer Cennetin Dengi Yüce Bilge'yi seçersem... Ona karşı kazanabilir miydim?

✧ Sistem Mesajı
Sponsor Seçimi'nin tamamlanması için bir dakika kaldı.

Zaman su gibi akıp gidiyordu. Hafifçe derin bir nefes alıp seçeneklerime son bir kez daha göz gezdirdim. İçimi kemiren bu endişeler pek de uzun sürmemişti.

← Önceki Bölüm (5) Seri Sayfası Son Bölüm →