Arc 1 - Bölüm 2: "Havalanma," dedi Tanrı.
Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu
Natsuki Subaru
Arc 1 - Bölüm 2
Subaru onları dikkatlice süzerken, adamların bakışlarında sadece aşağılama ve iğrenti vardı. Yirmili yaşlarının ortalarında gibiydiler. Üstleri başları leş gibiydi; adeta içlerindeki o çürümüşlük, pislik birer maske gibi yüzlerine yapışmıştı. İnsanlıktan tamamen çıkmış sayılmazlardı ama onlara "düzgün insan" demek de pek içinden gelmiyordu.
"Tüh, zorunlu bir etkinlik."
Sırıtmakta olan adamlarla yüzleşen Subaru, telaşla yüzünü silip ayağa fırladı. Bunlar bariz bir şekilde hayduttu ve bu dünyanın içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında canını bile alabilirlerdi. Görev 1: "Haydutları püskürt" başlamıştı. Başarı koşulu onları ortadan kaldırmaktı, başarısızlık koşulu ise büyük ihtimalle kendi ölümüydü.
Subaru, omurgasından yukarı doğru tırmanan o ürpertici hissi görmezden gelerek yanaklarına sertçe iki tokat attı. Ciddileşmesi gerekiyordu; bir anlık tereddüt bile hayatına mal olabilirdi. En azından kendi kararlılığına olan güveni tamdı.
"Üstelik, burası başka bir dünya. Klasik isekai senaryolarını göz önüne alırsak, burada insanüstü bir güce sahip olabilirim. Yerçekiminin onda birine düşmesi falan gibi bir şey ya da... Şimdi düşününce, vücudum cidden hafiflemiş gibi hissettiriyor! Belki de kazanabilirim!"
"Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor."
"Galiba neyin içinde olduğunu tam kavrayamadı. Ona öğretelim mi?"
Subaru'nun aksine, adamlar oldukça sakindi. Ancak Subaru, zerre kadar geri adım atmadan onlarla yüzleşmeye devam etti.
"Hooop orda durun bakalım, bu sakinliğiniz pek uzun sürmeyecek. Sizi şimdiden uyarayım, benim gibi adamlar sürekli bu tarz şeylerin hayalini kurar. Sizi fena benzeteceğim ve hepinizi TP'ye dönüştüreceğim!"
"Ne zırvaladığın hakkında hiçbir fikrim yok ama bizimle dalga geçtiğin için geberip gideceksin."
"İşte bu... Benim repliğim!"
Bu sözlerin hemen ardından, adamlar daha tepki bile veremeden Subaru önleyici saldırısını başlattı. Bütün vücudunun ağırlığını verdiği sağlam bir sağ direkle içlerinden birinin üzerine uçtu. Liderin yüzüne o kadar şiddetli ve isabetli bir yumruk geçirmişti ki, adamın ön dişi Subaru'nun elini kesmişti.
Hayatında ilk defa birine vurmuştu! Ve beklediğinden çok daha fazla acıtmıştı!
Bütün bunlar kafasındaki simülasyonlarda defalarca denediği şeylerdi ama gerçekte ilk kez yapıyordu. Yumruk attığı adam yere yığıldı ve hareketsiz kaldı. Adrenalinin de etkisiyle, Subaru hiç vakit kaybetmeden hâlâ olayın şokunu atlatamayan diğer adama doğru atıldı.
"Al bakalım! Banyo sonrası esneme hareketleriyle çelikleşmiş bir yüksek tekme!"
"Guh!"
Ayağı havada mükemmel bir kavis çizerek adamın tam şakağına patladı ve onu duvara yapıştırdı. İkinci kişiyi de bayıltan Subaru, kendi bile beklemediği bu yetkin performansı karşısında gerçekten yenilmez olduğuna inanmaya başlamıştı.
"Görünüşe göre bu dünya gerçekten de benim gücümü artırmak üzere ayarlanmış! Bu kadar adrenalin varken kesinlikle kazanabilirim!"
İçini dolduran cesaretle birlikte Subaru, işini bitirmek üzere son adama döndü. Ancak adamın elindeki bıçağın soğuk parıltısı, Subaru'nun olduğu yere kapanıp secde etmesine neden oldu.
"Çok özür dilerim, hepsi benim hatamdı! Lütfen beni affet, canımı-!"
Dizlerinin üzerine çöküp teslim oldu; Japon ruhunun hem en yüce hem de en acınası temsiliyle boyun eğmişti.
Az önceki o coşkulu halinden eser kalmamıştı. Kafası yerin dibindeyken ve elinden gelen en acınası şekilde merhamet dilenirken, Subaru damarlarındaki kanın çekildiğini, buz gibi olduğunu hissediyordu.
Sonuçta bir bıçağa karşı hiçbir şansı yoktu. Eğer kesilirse, işi biterdi. Bıçaklı bir rakip söz konusu olduğunda yeteneğin hiçbir önemi yoktu.
O sırada, yerde yığılıp kalmış olması gereken diğer iki kişinin de doğrulmaya başladığını fark etti. Kanayan burunlarını tutuyor ve sersemlemiş bir şekilde başlarını sallıyorlardı ama bunun dışında gayet iyi görünüyorlardı.
"Ha?! Nasıl yani, eşsiz saldırılarım nasıl işe yaramaz?! Sahip olmam gereken o insanüstü güç nerede?!"
"Sen ne saçmalıyorsun lan?! Bize bunu yapmaya nasıl cüret edersin?!"
Kafasını acımasızca yere bastırıp ezdiler, alnı yola sürtünerek kanamaya başladı. Üzerine ardı ardına yağan tekmeler ve yumruklar altında Subaru umutsuzca cenin pozisyonu aldı.
Bu çok kötü, cehennem gibi acıyor. Gerçekten de ölebilirim, hem de harbiden.
En ufak bir merhamet kırıntısı bile göstermiyorlardı ve eski dünyasının aksine canını bağışlayacaklarının hiçbir garantisi yoktu. Bu şekilde işkence görerek ölme ihtimali oldukça yüksekti.
Belki de onurlu bir ölümü göze alıp sonuna kadar savaşmalıydı. Ama aldığı onca yaradan sonra bu artık pek mümkün değildi. Yine de, böylece ölüp gidemezdi.
"Kıpırdama lan, pislik!"
"Ayaayaay! Acıyoracıyoracıyor!"
Ayağa kalkmaya çalıştığı an, ellerini ayaklarının altında acımasızca ezdiler ve Subaru sadece acı içinde çığlık atabildi. Adam öfkeden kıpkırmızı kesilmişti; bağırırken ağzından tükürükler saçılıyor, elindeki bıçağı ise alttan bir tutuşla kavramış şekilde bekliyordu.
"Seni öldürüp sahip olduğun her şeyi alacağız. Bizimle uğraşmanın bedeli budur."
"Eğer peşinde olduğunuz şey değerli eşyalarsa, hiç uğraşmayın. Gördüğünüz gibi, beş parasızım!"
"Şu tuhaf kıyafetlerin ve ayakkabıların yeter de artar bile. Sonra da seni Dev Fare yemine çevireceğiz."
Ah, demek bu dünyada da fareler var. Kulağa en alt seviye bir canavar gibi geliyor.
Her an etini deşip geçebilecek olan o soğuk bıçağa bakarken, zihni gerçeklikten kaçmak istercesine uzaklara sürüklenmeye başladı. Gözünün önünden hayatı bir film şeridi gibi geçmiyor, ya da zaman yavaşlamıyordu. Hayatı, sadece bu şekilde, öylece sona erecekti.
"Hey, çekilin çekilin çekilin! Yolumu kapatıyorsunuz!"
Birisi sokağa koşarak daldığında bıkkın bir ses yankılandı. Şaşkına dönen adamlar başlarını kaldırıp bu davetsiz misafire baktılar; Subaru da hareket edememesine rağmen aynısını yapmaya çalıştı.
Güzel bir kız görüş alanına girdi.
Ufak tefek bir yapısı vardı; rüzgarda dalgalanan, omuzlarına kadar dökülen sarı saçlara sahipti. Gözleri ne kadar güçlü bir iradeye sahip olduğunu belli ediyor, sivri bir diş edasıyla hafifçe dışarı fırlamış köpek dişi ona yaramaz bir hava katıyordu. Oldukça küstah bir görünümü vardı ama yaşı göz önüne alındığında tatlı olduğu da söylenebilirdi.
Pejmürde giyimli bu kız, az önce resmen bir gasp sahnesinin tam ortasına düşmüştü.
Bu sanki kasıtlıymış gibi görünen zamanlama, Subaru'nun içinde yeniden bir umut ışığının belirmesine neden oldu. İşte buydu, başından beri beklediği gelişme tam olarak buydu. Klasik senaryoya göre, bu iyi kalpli kız ölümün eşiğindeki Subaru'yu kahramanca kurtaracak ve sonra-
"Dostum, bu cidden delilik. Ama şu an çok meşgulüm, buradan tüymem lazım! Pes etme!"
"Eh? Ne?! Ciddi misin?!"
Ancak, o anlık umut paramparça olmuştu.
Gözleri anlık olarak kesişti ve kız, görünüşe göre çıkmaz bir sokağa doğru yanlarından koşarak geçerken özür dilercesine elini kaldırdı.
Ardından duvara yaslanmış tahtanın üzerinden bir sıçrayışta hızla yukarı tırmanarak gözden kayboldu.
Kızın gitmesiyle sokak doğal olarak tekrar sessizliğe büründü. Tıpkı bir tayfun gibi esip geçmiş ve hepsini şaşkına çevirmişti; ancak Subaru'nun içinde bulunduğu vahim durumda zerre kadar bir değişiklik yoktu.
"Hazır ortam biraz olsun yumuşamışken, beni bırakmayı falan düşünmezsiniz herhalde, değil mi?!"
"Tam aksine, şimdi çok daha öfkeliyiz. Huzurlu bir şekilde ölmeyeceğini biliyorsun, değil mi?"
Bıçaklı adamın bakışları fazlasıyla ciddiydi. Subaru bu sefer kesinlikle yolun sonuna geldiğini anladı; elleri hâlâ onların topukları altında eziliyordu ve ayağa kalkmaya çalışmak için artık çok geçti. En nihayetinde, çaresizlik tüm kalbini ele geçirdi.
Her şey... Bitti mi? Öylece, böyle bir yerde? Hayatımı pek de erdemli yaşamadığım doğru. Yine de, böyle bir ölüm tek kelimeyle çok acımasızca. Ne yaptığımı soracak olsalar, alacağım cevap koca bir hiç olurdu; tamamen boş, beyhude bir son.
Acı... Değildi. Gözlerinin dolmasına neden olan başka bir şey vardı. Bu, sonun getirdiği bir korku ya da ona benzer bir şey de değildi. Sadece, bu kadar boş ve anlamsız bir hayat yaşamış olmaya dayanamıyordu.
"―Bu kadar yeter, alçaklar."
Sokakta yankılanan berrak bir ses; şiddetin o çirkin gürültüsünü, adamların iğrenç alaylarını ve hatta Subaru'nun kendi kesik nefes alışverişlerini bile bastırmıştı.