The Beginning After The End - Bölüm 2 - Mana Manipülasyonu Ansiklopedisi

Çeviri Ekibi: özgürnoveltopya | Yayınlanma Tarihi: 25.05.2026

← Önceki Bölüm (1) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (3) →

Bölüm 2 - Mana Manipülasyonu Ansiklopedisi

The Beginning After The End

Arthur Leywin

Ben bir kraldım. Tek bir parmak şıklatmamla ülkemin ordusunu ayaklarımın dibine dizebilir, önümde diz çöktürebilirdim. Konumumu korumak ve anlaşmazlıkları çözmek için hem kendi halkımdan hem de farklı ülkelerden gelen rakiplerimi düellolarda alt etmiştim. Kılıç ustalığı ve Ki Enerjisi kontrolü konusunda üstüme yoktu, zira geçmiş dünyam olan Dünya'da bir hükümdar olmanın temel şartı bireysel güce sahip olmaktı. Krallar doğmaz, yetiştirilirdi. Yine de, şu anki kadar gurur duyduğum başka bir anı her iki hayatımda da hatırlamıyordum.

Emekleyebiliyordum işte!

Bugüne dek annemin beni uyutmaya çalışırken anlattığı masallarla yetinmek zorundaydım. Anlatmayı çok erken bıraktığında şikayet edercesine homurdanıyordum. Babam bazen beni kucağına oturtur ve eski günlerinden havadan sudan bahsederdi; bu da bana buranın nasıl bir dünya olduğuna ve içinde nelerin barındığına dair ipuçları verirdi.

Eski bir Maceracı olan Reynolds Leywin (görünüşe göre bu dünyada geçerli bir meslekti), bu alanda oldukça tecrübeliydi. Maceracılar Loncası'ndan aldıkları görevleri yerine getirmek ve hazine aramak için keşif gezilerine çıkan çeşitli grupların bir parçası olmuştu. Sonunda Krallık sınırında, Valden adındaki bir şehirde annemle tanıştığında durulup yuva kurmuştu. Bana, annemin o sıralar çalıştığı kasabadaki Maceracılar Loncası binasını ziyaret ettiğinde ona ilk görüşte nasıl sırılsıklam aşık olduğunu gururla anlatmıştı. Fakat annemin onun ensesine bir şaplak atıp bana yalan söylemeyi kesmesini tembihlemesinden yola çıkarak, durumun tam tersi olduğundan şüpheleniyordum.

Bu arada, adım artık Arthur Leywin'di. Kısaca Art; ki bu eski bir Kral için kulağa biraz fazla şirin geliyordu, ama ne yalan söyleyeyim, banyoda ayna niyetine kullandıkları metal levhada kendime şöyle bir göz attıktan sonra kesinlikle çok tatlı göründüğümü fark ettim. Annemin parlayan kızıl kahve saçlarını alırken, gözlerim babamdan miras kalan parlak bir gök mavisi rengindeydi. Büyüdükçe yüz hatlarımın nasıl şekilleneceğini bilmiyordum ama şişmanlamadığım sürece bir sıkıntı yoktu.

Dikkat edin geleceğin hanımefendileri! Kalplerinizin kırılmasına hazır olun!

Haftalarca emeklemeye çalışıp sadece olduğum yerde koordinasyonsuzca çırpındıktan sonra, sonunda başarmıştım; hatta annem çamaşırları kuruması için asarken ailenin kütüphane/çalışma odasına gizlice sızmayı bile becermiştim. Annem hareketlenmeye başladığım güne lanet okuyor, iç çekerek, "Yemin ederim, seninle de babanla olduğu kadar zor başa çıkılacak," diyordu.


Ansiklopediyi kapattım ve kendimi yere daha rahat bir şekilde yerleştirdim... Daha doğrusu karnımın üzerine yüzükoyun uzandım, çünkü emeklemek ve dik oturmak lanet olası derecede yorucuydu.

Az önce okuduklarımı kafamda tarttığımda, bu dünya oldukça az gelişmiş görünüyordu. Çıkarabildiğim kadarıyla teknolojik anlamda pek bir ilerleme yoktu. Kara yolu için boyutları değişen at arabaları ve nehirler için yelkenli gemiler, görünürdeki tek ulaşım aracıydı.

Kraliyet ailesini veya otorite sahibi kişileri ziyaret etmediğiniz sürece silah taşımak tamamen serbestti ve pek denetlenmiyordu. Tanrı aşkına, manavdan alışveriş yaparken bile silah taşıyan insanları görmek beni her seferinde afallatmaya devam ediyordu.

Elbette, önceki dünyam Dünya'da da gizli silahlar taşıyan askerler ve muhafızlar vardı; buna rağmen, bunların amacı öldürmek değil, suçların işlenmesini caydırmaktı.

Oysa burada, geçen gün silah dükkanından birkaç parça eşya çalan bir hırsızın, sırıklı bir silah taşıyan iri yarı, kel bir paralı asker tarafından sırtından kesildiğine bizzat şahit olmuştum. Dahası, hırsız orada can çekişirken, etraftaki seyirciler o iri yarı keşiş kılıklı adamı alkışlayacak kadar ileri gitmişlerdi.

Bu dünya ile önceki dünyamın paylaştığı bir benzerlik de monarşi sistemiydi. Dicathen Kıtası'nda, her biri bir kral ve onun kraliyet ailesi tarafından yönetilen Krallıklar vardı. Ancak Dünya'nın aksine, kral soy bağına göre seçiliyordu; unvan Kral'ın oğluna, ondan da onun oğluna geçerek devam ediyordu.

Ansiklopediyi şöyle bir taradıktan sonra, şu an bulunduğumuz kıta dışında diğer kıtalar hakkında pek bir bilgi olmadığını fark ettim. Kıtayı nehirler aracılığıyla boydan boya geçen, mal ve yolcu taşıyan gemiler olduğu düşünülürse bunu biraz tuhaf bulmuştum. Sadece, gemilerdeki teknolojinin okyanusları aşacak kadar gelişmemiş olabileceğini varsaydım.

Alışması zor olacak şeylerden biri de bu dünyadaki büyü kavramının ta kendisiydi. İnsanüstü güçlerden bahsediyorsak, elbette Dünya'daki ülkeler de böyle insanlara bel bağlıyordu.

Dünya'da ustalar, bedenlerinde doğuştan var olan Ki Enerjisini yoğunlaştırmayı ve kullanmayı öğrenirlerdi. İsterseniz bunu bir kas gibi düşünün. Ki merkezini yorgunluk yoluyla defalarca yıkıp ardından dinlenmek, ki merkezinin güçlenmesine ve böylece daha büyük bir ki havuzuna erişim sağlanmasına yol açardı. Daha sonra bu ki, özel damarlar veya meridyenler aracılığıyla tüm bedene yönlendirilir, bedenin ve silahın güçlendirilmesi için kullanılırdı.

Bu dünyada ise ki yerine mana deniyor gibi görünüyordu ve asıl şaşırtıcı olan atmosferde var olmasıydı. Böylece, Ustalar veya Büyücüler, etraftaki manayı kullanır, onu bedenlerine çeker ve nihayetinde Mana Çekirdeklerinde yoğunlaştırırlardı. Eski dünyamda ki sadece bedenin içinde var olur ve oluşurdu. Ki'nin en başından beri Dünya atmosferinde hiç var olmadığını mı yoksa insanların neden olduğu kirlilik yüzünden mi yok olduğunu hiçbir zaman bilemezdik.

Dünya'da, pratik yapmak inanılmaz derecede önemli olsa da, bir kullanıcının doğuştan gelen ki merkezinin boyutu çok daha hayati bir etkendi; çünkü kişinin bedenindeki sınırlı ki miktarı, kullanabileceği tek şeydi. Bu durum, atmosferde hazır bulunan mana yüzünden, kişinin doğuştan gelen Mana Çekirdeği boyutunun o kadar da önemli olmayacağı anlamına mı geliyordu?

Fincan ne kadar büyükse, o kadar çok alabilirsin, değil mi?

Eski dünyamda ki merkezim o kadar büyük olmamasına rağmen, bu açığı kapatmak için kim'i yönlendirme ve etkili bir şekilde kullanma konusunda bir dahi olarak görülürdüm. Kim'in her bir zerresini kullanma şeklimle, elit Düellocular birliğinin en güçlüsü olmayı başarmış ve Kral olma hakkını kazanmıştım.

Şimdi, eğer hala ki ustalarının kendi kilerini kullandıkları gibi pratik yapabilseydim, üstelik hem Mana Çekirdeğinin içinde hem de çevredeki atmosferde bulunan manayı kullanarak; önceki gücümü aslında ikiye... hayır... üçe katlayamaz mıydım?

Alt raftan çekmeyi başardığım bir sonraki kitap, benim için birkaç soruyu açıklığa kavuşturdu.

"Ayrıcalıklı Büyücüler İçin Başlangıç Rehberi"

"Manayı kontrol etme gücü büyük ölçüde genetik olsa da, Büyücü çocuklarının etraflarındaki manayı hissedemedikleri birçok durum mevcuttur. Yakın zamanda yapılan bir nüfus sayımı, kabaca her 100 çocuktan 1'inin manayı hissedebildiğini göstermiştir; ancak bunun boyutu, yalnızca ilk ergenliklerinden geç gençlik yıllarına kadar herhangi bir zamanda, Mana Çekirdekleri tamamen geliştiğinde test edilebilir. Bir büyücü ilk uyandığında, Mana Çekirdekleri kendini gösterdiğinde çevrelerindeki mananın ilk itimiyle bu durum belirginleşir. Bu, uyanan kişinin etrafında birkaç dakika süren yarı saydam bir bariyerin oluşmasıyla sonuçlanır."

Sayfaları karıştırırken dikkatimi çeken bir şey buldum.

"...Mana birkaç şekilde kullanılabilir. Manayı kullanmanın en yaygın iki yöntemi şunlardır: bedenin manayla geliştirilmesi (Güçlendirici) ve mananın dış dünyaya yayılması (Çağırıcı)..."

".... Güçlendiriciler en çok, kendilerini ve saldırılarını güçlendirmek için manayı bedenlerinden geçirerek kullanan savaşçılar arasında görülür."

"... Çağırıcı pratiği ise manasını kullandıktan sonra çevrede veya doğrudan bir hedefin üzerinde belirli bir etki yaratmak için büyüler yapabilen Büyücülerde görülür."

Zayıflıklar ve Sınırlandırmalar

"Güçlendiriciler inanılmaz bir güce, savunmaya ve çevikliğe sahip olabilseler de, zayıflıkları menzillerinin kısıtlı olmasında yatmaktadır..."

"Çağırıcılar, çevrelerini kendi iradelerine göre bükebilen akıl almaz güçlere sahiptirler. Ancak, böylesi güçler belli sınırlarla gelir. Manalarının çoğunu kendi Mana Çekirdeklerinden kullanan Güçlendiricilerin aksine, Çağırıcıların çevrelerine büyü şeklinde mana salabilmek için kendi Mana Çekirdeklerine ek olarak dış dünyadan da mana ödünç almaları gerekir."

"Daha bilimsel bir terimle ifade etmek gerekirse, her iki Büyücü veya Mana Manipülatörü türü de Mana Çekirdeklerine bağımlı olup bu doğrultuda kategorize edilse de; Güçlendiriciler ve Çağırıcılar yeteneklerini ölçmek için farklı yollara da sahiptirler."

Sayfa çevirme sesi

"Bir Güçlendiricinin ustalığı ya da yeteneği, manasını Mana Çekirdeğinden bedeninin çeşitli kısımlarına taşıma hızını ve verimliliğini ölçen bedenindeki Mana Kanallarının gücü ile ölçülür..."

"...Buna karşılık bir Çağırıcının gücü ve yeteneği, büyü yapmak için dış dünyadan mana emme hızını ve etkinliğini gösteren Mana Damarlarının gücü ile ölçülür."

Sayfa çevirme sesi

"...Büyücüler (Mana Manipülatörleri) genellikle bu iki bölümden birine kategorize edilirler çünkü erken bir aşamadan itibaren her ikisinde de yetkin olmaya çalışmak inanılmaz derecede zaman alıcı ve verimsizdir. Çoğu kişi Mana Kanalları ve Mana Damarları arasında dengesiz bir farkla doğar..."

"...Güçlendiricilerin çok güçlü Mana Damarlarına ihtiyacı yoktur çünkü çoğunlukla Çekirdeklerinden gelen manayı kullanırlar; öte yandan Çağırıcıların da manalarını kendi bedenlerine salmadıkları için çok güçlü Mana Kanallarına ihtiyaçları yoktur."

"Yeterlilik seviyesi arttıkça, Güçlendiriciler ve Çağırıcılar arasındaki ayrım doğal olarak azalır, ancak bu yalnızca ileri bir seviyede geçerlidir..."

Hmm... Demek benim aptal babam oldukça yetkin bir Güçlendirici ve ortalamanın altında bir Çağırıcı.

Peki ya o iyileştirici ışık... Annem de neyin nesiydi?

Sayfa hışırtıları

AHA!

"Az sayıda, nadir Varyantlar vardır. Varyantların en bilinen iki türü elementel Varyantlar ve Yayıcılardır. Hâlâ keşfedilmemiş olanları olsa da, en çok rağbet görenler genellikle Şifacılar olarak bilinen Yayıcılardır. Şifacılar, kendi eşsiz onarıcı manalarını doğrudan başkalarının üzerine dökerek yaralanmaları ve hasarları iyileştirme gibi nadir bir yeteneğe sahiptirler."

Vay canına... annem bir harika.

Çağırıcılığın Temelleri

"Çağırıcılar için manayı kullanmanın uygun adımları; bölgedeki çevresel manayı toplamak, onu bedeninize çekmek, ardından atmosferin seyreltilmiş manasını dengelemek ve arındırmak için Mana Çekirdeğinizde dolaştırdıktan sonra, iradenizin zihinsel bir denetleyicisi olan efsunlarla birlikte onu uygun bir iletkene (asa, değnek, yüzük gibi bir şeye) aktararak manayı istediğiniz herhangi bir büyüye dönüştürmektir..."

Sayfa çevirme sesi

"...Büyü ne kadar güçlüyse, çevredeki manayı çekmek, onu yoğunlaştırılıp saflaştırıldığı Mana Çekirdeğinizde depolamak ve son olarak yönlendirip serbest bırakmak da o kadar uzun sürecektir..."

Sayfa çevirme sesi

"Çağırıcılık, odaklanmış manayı belirli bir büyüye uygulamayı gerektirdiğinden, Çağırıcılar belirli elementlere (Hava, Su, Ateş, Toprak) karşı özel bir yatkınlıkları olduğunu fark edeceklerdir; ancak uygun eğitimle tüm elementlerin temellerinde yeterli hale gelebilirler."

Sayfa hışırtıları

Güçlendiriciliğin Temelleri

"Çağırıcılığın aksine, çevredeki manayı toplamak için çok daha az zaman harcanabilir. Güçlendiriciliğin verimli kullanımı, atmosferdeki manadan ziyade kendi Çekirdeğinizden gelen mananın kullanımında hız ve kesinlik gerektirir..."

İşte jeton tam da burada düşmüştü... Çevrenizden de mana çekebilmeniz haricinde, Güçlendiricilik ki kullanmaya çok benziyordu. Eski dünyam Dünya'da herhangi bir Çağırıcı türünün olmamasının sebebi, atmosferde çekilebilecek ve bir fenomen yaratabilecek mananın bulunmamasıydı.

Okumaya devam ettikçe bakışlarım ciddileşti.

"...Güçlendiricilik, kullanıcının nasıl uygun gördüğüne bağlı olarak mananın bedenin farklı bölgelerine uygun şekilde dağıtılmasını gerektirir. İlk bakışta basit görünse de, Güçlendiricilik bireyin kendi bedenini çok iyi tanımasını zorunlu kılar. Mana Kanallarını verimli bir şekilde kullanabilmek yıllarca süren hem zihinsel hem de fiziksel pratik gerektirir."

Sayfa çevirme sesi

"Güçlendiricilik, manayı en saf haliyle kullanıcının Mana Çekirdeğinden çıkarmayı içerdiği için erken aşamada elementel anlamda çok belirgin ayrımlar yoktur. Ancak Güçlendiriciler manalarını daha özgürce kontrol edebilirler; bu da güçlendirme yoluyla çok farklı dövüş biçimlerinin ortaya çıkmasını sağlar."

Sayfa çevirme sesi

"'Tepme' adı verilen fenomen her iki uygulayıcı türünde de meydana gelir. Güçlendiriciler için bu, Mana Çekirdeğinin tükenmesinden kaynaklanır ve Mana Çekirdeğindeki hasarın ne kadar ağır olduğuna bağlı olarak aşırı bedensel acıya neden olur. Çağırıcılar için ise tepme, Mana Çekirdeğinin aşırı dolmasından kaynaklanır. Buna uygulayıcının kapasitesini aşan büyülerin aşırı kullanımı veya kişinin Mana Çekirdeğinin kaldıramayacağı kadar güçlü bir büyünün kullanılması sebep olur."

Kitabı kapatıp popomun üzerine doğruldum ve az önce okuduğum bunca bilgi yüklemesini sindirmeye çalıştım.

Eski dünyamdaki ki merkezi ile bu dünyadaki Mana Çekirdeği arasındaki tekinsiz benzerlikler yüzünden, manayı manipüle etmek için genç bir ergen olmanız gerektiğine inanmakta zorlanıyordum. Eski dünyamda, çocuklar çoktan meditasyon yapabilir ve bedenlerine dağılmış olan ki'yi hissedebilirlerdi. Ki tek bir yere göç ettiğinde ise ki merkezi oluşurdu.

Hipotezimi test etmek için meditasyon yapmaya ve 7 aylık bedenimdeki manayı hissetmeye çalışmaya başladım ki o sırada...

"Buradaymışsın! Art, tatlım, kakanı yapmakta zorlanıyor musun?"

Anne! Dünyanın en büyük büyücüsü olma yolculuğuma başlamak üzereyim! Beni kabız olmuş bir bebek gibi gösterme!

Beni kucaklayıp nazikçe kollarına aldı, bezimi değiştirmek üzere zorla oradan uzaklaştırılmıştım; şaşırtıcı bir şekilde, fark ettiğimde altım gerçekten de doluydu.

← Önceki Bölüm (1) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (3) →