Omniscient Reader's Viewpoint - Bölüm 3 - Ücretli Hizmetin Başlangıcı (3)

Çeviri Ekibi: özgürnoveltopya | Yayınlanma Tarihi: 29.05.2026

← Önceki Bölüm (2) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (4) →

Bölüm 3 - Ücretli Hizmetin Başlaması (3)

Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı

Kim Dokja

Dokkaebi ortadan kaybolduktan sonra insanların gösterdiği tepkiler birbirinden çok farklıydı. Kimi can havliyle trenden dışarı çıkmanın bir yolunu ararken, kimi de telaşla polisi aramaya koyulmuştu.

Yoo Sangah ikinci grupta yer alıyordu. "Polis, polis cevap vermiyor! Ne, ne yapmalıyım ben..."

Yoo Sangah’ın korkudan odağını yitirmiş gözlerinin tam içine bakarak, "Sakin olun, Yoo Sangah-ssi," dedim. "Yoo Sangah-ssi. Geliştirme ekibinin yaptığı o oyunu hiç oynadınız mı? Dünyanın yok olduğu ve geriye sadece birkaç kişinin hayatta kaldığı o oyunu."

"Ha? Ne diyorsu..."

"Bir düşünün. Şu an bir oyunun içindeyiz."

Yoo Sangah titreyen dudaklarını sessizce yaladı. "Oyun..."

"Çok basit. Size ne dersem tereddüt etmeden yapın. Anlaşıldı mı?"

"A-Anlaşıldı. Ne yapmalıyım?"

"Kıpırdamadan durun."

Nihayet kendi nefes alışverişimi de yavaşça kontrol altına almayı başarmıştım. Tüm bu yaşanan çılgınlığı adamakıllı kabullenebilmek için şüphesiz benim de zamana ihtiyacım vardı.

[Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu]

Yalnızca romanın sayfalarında var olan o betimlemeler, şimdi sanki bir kâbus gibi tam gözlerimin önünde gerçeğe dönüşüyordu.

「 Dokkaebi antenlerini uzattı. 」

「 Vagonun içine çöp gibi saçılmış cesetler. 」

「 Titreyen kanlar içindeki ofis çalışanı. 」

「 Koltuğunda inleyip duran yaşlı kadın. 」

Her bir sahneyi zihnime kazırcasına dikkatle izledim. Kendimi bir anlığına, gerçeklikten şüphe eden Matrix'teki Neo gibi hissetmiştim. Gözlemliyor, sorguluyor ve en nihayetinde ikna oluyordu... Bunu kabullenmek zorundaydım. Nedenini ya da nasılını bilmiyordum ama ortada şüpheye yer bırakacak hiçbir şey kalmamıştı.

'Hayatta Kalma Yolları' gerçeğe dönüşmüştü.

Düşünelim bakalım... Bu yeni dünyada nasıl hayatta kalmalıyım?

"Hadi ama, millet! Herkes sakin olsun. Derin ve sakin nefesler almaya çalışın." Dokkaebi kaybolduktan tam beş dakika sonra bir adam öne çıktı.

Ortalama boydan bir baş daha uzun, kısa kesim saçlı, omuzları geniş ve yapılı bir adamdı.

"Sakinleşebildiniz mi? Lütfen yaptıklarınızı bırakıp bir süreliğine dikkatinizi bana verin."

Hıçkıra hıçkıra ağlayan veya telefonlarıyla umutsuzca arama yapmaya çalışan insanların uğultusu kesildi. Herkesin odağı onun üzerinde toplandığında, iri adam tekrar ağzını açtı: "Bildiğiniz üzere, ulusal bir felaket durumunda çıkacak en ufak taşkınlıklar bile çok daha büyük can kayıplarına yol açabilir. Bu yüzden durumu artık ben kontrol altına alacağım."

"Ne, sen de kimsin be?"

"Ulusal felaket durumu mu? Ne saçmalıyorsun sen?"

Olayın şokundan gecikmeli de olsa çıkabilen bazı insanlar 'kontrol' kelimesini duyduklarında şiddetle itiraz ettiler. Ardından genç adam cüzdanından resmi bir hükümet kimliği çıkardı. "Şu anda 6502. birlikte görev yapan bir ordu teğmeniyim."

Bunu duyan bazı insanların yüzüne derin bir rahatlama oturdu. "Asker, o bir asker."

Ancak rahatlamak için henüz çok erkendi.

"Birliğimden az önce bir mesaj aldım."

İnsanlar hemen askerin akıllı telefonunun etrafına üşüştü. Yakınında olduğum için ekrandakileri zorlanmadan okuyabiliyordum.

– 1. seviye ulusal felaket durumu meydana gelmiştir. Tüm birlikler acilen toplanın.

Etrafımdaki insanların yutkunma seslerini duyabiliyordum. Bu bir ulusal felaket durumuydu. Şaşırmamıştım, çünkü böyle bir manzarayı çoktan bekliyordum. Aslına bakılırsa, şaşırdığım şey bambaşkaydı.

Ordu teğmeni Lee Hyunsung... Demek o 'Lee Hyunsung' bu adamdı.

Onun kim olduğunu biliyordum. Yüzünü ilk kez kanlı canlı görüyor olsam da, adı zihnimde oldukça netti. O, Hayatta Kalma Yolları'nın ana yan karakterlerinden biriydi.

「 Çelik Kılıç Lee Hyunsung. 」

Romandan bir karakter karşıma çıkmıştı. Artık durumu tüm ciddiyetiyle idrak etmek zorundaydım.

"Asker-nim! Neler oluyor?"

"Birliğimle iletişime geçmeye çalışıyorum ama..."

"Mavi Saray! Mavi Saray ne yapıyor? Lütfen derhal başkanla iletişime geçin!"

"Üzgünüm. Ben sadece sıradan bir askerim ve Mavi Saray ile doğrudan bir iletişim hattım yok."

"O zaman ne diye kontrolü ele alıyorsun?"

"Tüm vatandaşların güvenliği uğruna..."

Lee Hyunsung üzerine yağdırılan tüm o absürt sorulara sakince karşılık verirken, romandaki betimlemelerin zerrece yanlış olmadığını fark ettim.

Fakat Lee Hyunsung en başta böyle mi ortaya çıkmıştı? Bu karmaşık sorular zihnimi kurcalarken, içimde beliren tuhaf bir hisse engel olamadım.

Hayatta Kalma Yolları'nın yegane okuyucusu olarak sizi temin edebilirim ki Lee Hyunsung'un ilk ortaya çıkışı böyle değildi. Romanda belirdiği an, birinci senaryonun tam sonuydu.

...O zaman bu yaşadığımız durum da neyin nesiydi? Kafam allak bullak olmuştu. Hayatta Kalma Yolları'nı bir kez daha okuyabilseydim her şeyi çok daha net anlayabilirdim.

"Başbakan konuşma yapıyor! Bu gerçekten de birinci seviye bir felaket!"

Birinin bağırışıyla herkes aceleyle akıllı telefonlarına sarıldı. Yoo Sangah ekranını bana doğru çevirdi. "...Dokja-ssi, şuna bakın."

Herhangi bir arama yapmaya dahi gerek yoktu. Zira tüm portal sitelerindeki bir numaralı manşet 'Başbakan'ın Konuşması'ydı. Elbette videonun içeriğini çoktan ezbere biliyordum.

– Tüm değerli vatandaşlarım, Seul de dahil olmak üzere henüz belirlenemeyen sayıda bölgede, kimliği belirsiz teröristler şu anda faaliyet göstermektedir.

Konuşmanın içeriği basitti. Mevcut hükümet teröristlerle savaşmak için tüm imkânları ve yöntemleri seferber edecek, teröristlerle asla müzakere masasına oturulmayacaktı. Bu yüzden herkes hayatına güvenle devam etmeliydi...

Romanı okurken bu sözlerin üzerinde pek durmamıştım ama şimdi bu nutku kendi kulaklarımla duymak beni biraz sarsmıştı. Terörizm... Evet, durumu açıklamak için kesinlikle çok daha rahatlatıcı bir kılıftı.

"Peki ama başkan nerede? Neden konuşmayı başbakan yapıyor?"

"Başkan çoktan vuruldu."

"Ne? Gerçekten mi?"

"Emin değilim. Bir Naver yorumunda―"

"Kahretsin, o zaman yalan haber bu!"

Elbette bunun yalan bir yorum olmadığını adım gibi biliyordum.

"UWAAAAACK! NE?"

Dört bir yandan patlayan silah sesleriyle birlikte insanlar telefonlarını ellerinden düşürdüler. Sesler yankılanan bir şekilde kendi akıllı telefonlarından geliyordu.

Cııızzz! Ekranı yırtan yüksek bir parazit sesinin ardından görüntü kızıla boyandı. Bir an sonra, ne olduğunu idrak eden herkesin nefesi kesildi.

"B-Başbakan..."

Başbakan ölmüştü. Kafası canlı yayın sırasında kameralar önünde havaya uçurulmuştu. Ekran zifiri karanlığa gömülmeden hemen önce silah ateşine benzer birkaç ses daha yankılandı. Ekranda beliren bir sonraki şey ise yine bir dokkaebiydi.

Sistem Yayını
Millet, size daha önce de söylemiştim. Bu 'terörizm' gibi basit bir oyun değil.

İnsanların ağızları sudan çıkmış aptal balıklar gibi açık kalmıştı, dilleri tutulmuştu.

Sistem Yayını
Hâlâ anlamadınız mı? Bu böyle olmayacak. Bunun hâlâ bir oyun falan olduğunu mu sanıyorsunuz?

Ses tonu öylesine rahat ve alaycıydı ki, atmosfer giderek daha da boğucu ve uğursuz bir hâl alıyordu. Bilinçaltımın da etkisiyle tüm gücümü toplayıp ellerimi sımsıkı yumruk yaptım.

Sistem Yayını
Haha, elimdeki verilere göre bu ülkenin insanları oyunlarda oldukça iyiymiş. Öyleyse, zorluğu biraz artırmaya ne dersiniz?

BİİİİP. Havada devasa, kan kırmızısı bir geri sayım sayacı belirdi. Saniyeler amansız bir hızla tükenmeye başlamıştı.

Sistem Mesajı
Kalan süre 10 dakika azaltıldı.
Geriye 10 dakika kaldı.
Eğer önümüzdeki beş dakika içerisinde ilk ölüm gerçekleşmezse, o vagondaki herkesin canı alınacaktır.

"B-Bu da nesi? Şaka falan mı?"

"Az önceki mesajı duymadın mı? Hey, duymadın mı diyorum?"

"Asker-nim! Şimdi ne yapacağız? Polis neden hâlâ gelmiyor?"

"Herkes sakin olsun ve beni dinlesin―"

Dokkaebinin sarf ettiği sözler vagondaki durumu o kadar vahim ve kaotik bir hâle getirmişti ki, Lee Hyunsung'un bile kontrolü sağlaması artık imkânsızdı. Yoo Sangah'ın korkudan titreyen elleriyle yakama sımsıkı yapıştığını hissedebiliyordum.

Yine de, bu durumdaki çarpıklık hissini bir türlü üzerimden atamıyordum. Ana yan karakterlerden biri olan Lee Hyunsung çoktan ortaya çıkmıştı. Peki ama, 'o' neden hâlâ yoktu? Bildiklerime göre onu şimdiye kadar görmüş olmam gerekirdi.

"O-Orada bir cinayet işleniyor!"

Koridorun camından, hemen arkamızdaki 3907 numaralı vagonun içindeki dehşet verici sahne seçilebiliyordu. O vagondaki katilin yüzü korkudan bembeyaz kesilmişti.

"Onları dışarıda tutmalıyız! Kimsenin içeri girmesine izin vermeyin!"

İnsanlar can havliyle demir kapıya asıldılar ancak bu tamamen beyhude bir çabaydı. Düşman en başından beri orada değildi ki.

Sistem Mesajı
Senaryo tamamlanana kadar vagona her türlü erişim kısıtlanacaktır.

Bu acımasız mesajla birlikte insanlar, görünmez, buz gibi bir bariyere çarpmışçasına demir kapıdan geriye savruldular.

"B-Bu da ne böyle?"

Dokkaebinin alaycı sesi bir kez daha zihinlerde yankılandı:

Sistem Yayını
Haha, bazı yerler şimdiden oldukça eğlenceli bir hâl alırken, bazılarında henüz yaprak bile kımıldamamış. Pekâlâ, bu benden size özel bir kıyak olsun. Önümüzdeki beş dakika içinde hiçbir şey yapmazsanız başınıza nelerin geleceğini size göstereceğim.

Metronun ortasında devasa, holografik bir ekran belirdi. Ekranda beliren görüntü bir sınıfa aitti. Lacivert okul üniformaları içindeki liseli kızlar korku içinde tir tir titriyorlardı.

Bir oğlan çocuğu tırnaklarını kemirerek mırıldandı, "...Bu Daepong Lisesi'nin üniforması değil mi?"

Bip bip bip bip― Ekranda uğursuz bir uyarı sesi duyuldu.

Hemen ardından liseli kızlar çığlık çığlığa bağırmaya başladı.

Sistem Mesajı
Verilen süre sona erdi.
Ücretli hesaplaşma başlatılıyor.

Duyuru zihinlere kazındığı an, ön sırada oturan liseli kızların kafaları balon gibi patladı.

Teker teker, peş peşe... Giderek daha fazla kafa patlıyor, sınıf kan gölüne dönüyordu. Liseli kızlar kulakları sağır eden çığlıklarla sınıfın kapılarına ve pencerelerine doğru koştular.

"Aaa, uh, nasıl―"

Temizlik aletleri kırıldı, kapıyı zorlayan tırnaklar söküldü ama nafile, o kapılar bir türlü açılmıyordu. Hiç kimse dışarı çıkamıyordu.

Pat, paaat. Liseli kızların kafaları kan dondurucu bir sırayla patlamaya devam etti. Sonra gözü dönmüş liseli bir kız, inleyerek can veren arkadaşını elleriyle boğarak öldürdü. Bir süre sonra ekranda kalan tek şey, etrafına donuk gözlerle bakınan son kız öğrenciydi.

Kanal Yayını
#Bay23515 kanalı.


Daepong Kız Lisesi, 2. Sınıf B Şubesi hayatta kalanı: Lee Jihye. |

Ekrandaki kızın silüeti yavaşça sönüp kayboldu. Ardından dokkaebi o sinsi sesiyle sordu:

Sistem Yayını
Nasıl? İlginç mi?

Dokkaebi yüzünde o iğrenç gülümsemeyle konuşuyordu ancak insanların artık ekrana bakacak mecali kalmamıştı. Az önce göz göze gelen insanlar yutkunarak birbirlerinden yavaşça uzaklaşmaya başlamışlardı.

"Kahretsin! Ne bu böyle?"

Yoo Sangah bile yakamı bırakmıştı. Yine de benden uzaklaşmadı. İki elimin de serbest kalmasını fırsat bilerek hemen akıllı telefonumu açtım.

Neden 'o adam' hâlâ ortaya çıkmamıştı? Zihnimde romandan bildiğim bilgiler ile şu an gerçekleşen bilmediğim olayların karmaşık bir sarmalı vardı.

Bu kâbusun içinden çıkmanın tek yolu Hayatta Kalma Yolları'nı baştan sona tekrar okumaktı. İyi ama romanı başka nerede bulabilirdim ki? Roman yasadışı olarak paylaşılacak kadar popüler bir eser bile değildi... Hayır, bir saniye durun.

Gelen Kutusu
1 Eklenti.

Akıllı telefonuma düşen bildirimi gördüğüm an kısa süreliğine afalladım. Belki de... Olamaz mıydı? Postadaki eklentiyi açtığım an aklım allak bullak oldu.

Yazar tarafından bizzat gönderilen eklentinin adı tam olarak şuydu:

[Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.TXT]

← Önceki Bölüm (2) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (4) →