Omniscient Reader's Viewpoint - Bölüm 4 - Ücretli Hizmetin Başlangıcı (4)

Çeviri Ekibi: özgürnoveltopya | Yayınlanma Tarihi: 29.05.2026

← Önceki Bölüm (3) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (5) →

Bölüm 4 - Ücretli Hizmetin Başlaması (4)

Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı

Kim Dokja

Kendi kendime gülmeden edemedim. Gözlerimi ovuşturup bir yalan olup olmadığını anlamak için tekrar bakmam gerekti. Dosya uzantısı TXT idi. O zaman bu kişi... Bana gönderdiği hediye, kendi romanının bir kopyası mıydı?

Sistem Mesajı
[Özel bir nitelik kazandınız.]
[Özel yetenek yuvası etkinleştirildi.]

Dosyayı açtıktan sonra kulağımda bir mesaj yankılandı. Eğer dünya gerçekten 'Hayatta Kalma Yolları'na dönüştüyse bu hiç de şaşırtıcı değildi. Hayatta Kalma Yolları'ndaki tüm sağ kalanların özel nitelikleri ve yetenekleri vardı.

İçimden sessizce, Nitelik Penceresi, dedim. Aldığım niteliğin ne olduğunu bilmem gerekiyordu.

Sistem Mesajı
[Nitelik Penceresi'ni etkinleştiremezsiniz.]

Nasıl yani? Bir kez daha 'Nitelik Penceresi'ni çağırmayı denedim ama sonuç aynıydı.

Bu çok saçmaydı. Böyle bir şey olabilir miydi? Nitelik Penceresi'ni kullanamazsam, hangi niteliklere veya yeteneklere sahip olduğumu bilemezdim. İnsanın kendini ve düşmanını bilmesi yenilmez olması demekti. Ama bırakın düşmanı, daha kendimi bile tanımadığım bir durumun içindeydim.

Bir süre boşluğa daldıktan sonra pes ettim ve yazarın bana verdiği metni okumaya karar verdim.

Sistem Mesajı
[Özel niteliğinizin etkisi sayesinde okuma hızınız arttı.]

Niteliğin ne olduğunu bilmiyordum ama bu etki sayesinde Hayatta Kalma Yolları'nın ilk perdesini okumam bir dakikamı bile almadı.

Buldum. Parmağımın durduğu yer, ana karakterin tren sahnesinde bir 'eylem' gerçekleştirdiği eserin tam başıydı.

「 3707 numaralı vagonun arka kapısında toplanan insanları gördü. Sıkıca kavradığı çakmağın çarkı buz gibiydi.

Bu hayatında kesinlikle bir hata yapamazdı. Amacına ulaşmak için her yolu mubah sayacaktı.

İnsanların yüzlerindeki o dehşet ifadesi... Zerre kadar suçluluk hissetmiyordu.

Her şey gelip geçiciydi.

İnsanlara merhametten yoksun gözlerle baktı. Kısa bir süre sonra parmak uçları hareket etti ve ateş harladı. İşte her şey o zaman başladı. 」

Sırtımdan aşağı bir ürperti indi ve aynı pasajı defalarca okumak zorunda kaldım. İçimdeki o huzursuzluğun nedeni çok geçmeden ortaya çıktı.

"...3707."

Refleks olarak bindiğim vagonun numarasına baktım.

[3807].

Şu an içinde bulunduğum vagon, ana karakterin bindiği vagonun hemen arkasındaydı. Ellerim hafifçe titredi.

...Bir saniye. Başlangıçta bu vagonda kaç kişi hayatta kalmıştı?

「 Buğulu pencereden 3807 numaralı vagona baktı. Artık çok geçti. Bu kaçınılmazdı. Zaten o vagonda sadece iki kişi hayatta kalmıştı. 」

Sadece iki kişi sağ çıkmıştı. Bu, iki kişi dışında herkesin öldüğü anlamına geliyordu. Ve ben o iki kişinin kim olduğunu zaten biliyordum.

Başımı kaldırdım ve boş gözlerle Yoo Sangah'a baktım. Belki de bu kadın ölecekti. Ben de öyle.

"Dokja-ssi, buna engel olmamız gerekmez mi?"

Yoo Sangah'ın işaret ettiği yerde bir şeyler başlıyordu. İniltiler yükseliyordu. Genç bir adam, yaşlı bir kadının önünde çömelmişti.

"Siktir, zaten canım burnumda, bir de bu moruk sızlanıp inleyip duruyor! Çeneni kapatmayacak mısın?"

Genç adam, biraz önce girişe yaslanan erkek öğrenciydi.

Sıska bir yapısı vardı ve saçlarını beyaza boyatmıştı. Üniformasına takılı olan yaka kartında ismi yazıyordu.

Kim Namwoon. Bildiğim bir isimdi.

「 O vagonda sadece Lee Hyunsung ve Kim Namwoon hayatta kaldı. Önemli değil. Zaten ihtiyacım olan tek kişiler onlar. 」

"Sana çeneni kapatmanı söylemedim mi?"

Gözü dönmüş Kim Namwoon, yaşlı kadının yakasına yapıştı. Kadının takatsiz bacakları tökezledi. Kim Namwoon'un avucu havayı yararak indi.

Şak. Şak.

Normal şartlarda biri koşup buna müdahale ederdi. Ama şimdi kimse kılını bile kıpırdatmıyordu. Çok geçmeden tokatlar yerini yumruklara bıraktı.

"K-Kurtarın beni. Kurtarın...!"

Sert bir yumruğun ete çarpma sesini duyabiliyordum. Kim Namwoon'un etrafındaki bazı adamlar tereddüt etse de hiçbiri öne çıkmak istemiyordu. Şaşırtıcı bir şekilde ilk harekete geçen kişi Han Myungoh oldu.

"Delikanlı, yaşlı birine böyle davranmak...!"

Ancak karşılık olarak aldığı tek şey aşağılamayla karışık bir sesti.

"Amca, ölmek mi istiyorsun?"

"...Ne?"

"Hâlâ durumu kavrayamadın mı?"

"Ne saçmalıyor bu velet?"

Kim Namwoon, küfreden Han Myungoh'a sadece güldü. Parmağıyla metro vagonunun tavanını işaret etti.

"Şunu göremiyor musun?"

Tavanda holografik bir ekran oynatılıyordu.

Holografik Ekran Yayını
[B-Beni bağışla!]
[Aaağğğ!]
[Öl! Öl!]

Bu sadece tren vagonları ya da Daepong Lisesi değildi. Tüm ülkede ölen insanların canlı yayınıydı. Kim Namwoon konuşmaya devam etti.

"Hâlâ anlamadın mı? Ordu bizi kurtarmaya gelmeyecek. Ve birileri ölmek zorunda."

"N-Ne diyorsun sen...?"

"Ölecek birini seçmek zorundayız."

Han Myungoh cevap veremedi. Açıkta kalan bileğindeki tüyler diken diken olmuştu.

"Tabii ki ne düşündüğünü biliyorum. Yaşamak için kendi vatandaşlarını öldürmek zorundasın. Bu ancak orospu çocuklarının yapacağı bir iş. Ama görüyorsun ya, bu bizim kontrolümüzün ötesinde bir güç. Kontrolümüzün ötesinde. Öldürmezsek öleceğiz. Bizi kim suçlayacak? Ahlaki değerlerin yüzünden yolun sonunda geberip gidecek misin?"

"B-Bu..."

"İyi düşün. Şu ana kadar bildiğin dünya az önce sona erdi."

Han Myungoh'un omuzları titredi. Sadece Han Myungoh da değildi. İnsanların bakışlarında çatlaklar belirmeye başlamıştı. Muğlak ahlakın çöktüğü bir sahneydi bu. Kim Namwoon o çatlağa bir kama soktu.

"Yeni bir dünya, yeni kanunlar gerektirir."

Kim Namwoon. Hayatta Kalma Yolları'nın dünyasına en hızlı uyum sağlayan genç adam.

Kim Namwoon arkasını döndü ve yaşlı kadını yumruklamaya devam etti. Bu kez onu kimse durdurmadı. Han Myungoh, diğer adamlar... Hatta Lee Hyunsung bile.

Askerin yumrukları titriyor, kayıp bir ifadeyle boşluğa bakıyordu. Belki de o da kendi içinde bir karara varmıştı.

"Püff... İnsan öldürmek ne kadar zormuş. Öylece izleyecek misiniz? Geride kalmak mı istiyorsunuz?"

İnsanlar Kim Namwoon'un sözleri karşısında irkildi. Yüz ifadeleri, ucuz bir romandaki cümleler kadar kolay okunabiliyordu.

「 Eğer beş dakika içinde kimse ölmezse, bu vagondaki herkes ölecek. 」

İnsanların bakışları değişiyordu.

「 Yaşlı kadın ölmezse, beş dakika içinde biz öleceğiz... 」

Yaşayan bir canlının sahip olabileceği en ilkel bakışlar.

"Evet... Bu piç haklı. Eğer bunu yapmazsak herkes ölecek."

İlk adam Kim Namwoon'a doğru atıldı. Yere yığılmış ve iki büklüm olmuş yaşlı kadına bir tekme savurdu.

"Unuttunuz mu? Birisi ölmek zorunda! Böylece biz yaşayabiliriz!"

"Ah siktir... Bilmiyorum."

İkinci ve üçüncü.

Yaşlı kadından uzak duran insanlar. Oyalanıp duran korkak adamlar. Olan biteni telefonuyla kameraya çeken üniversite öğrencisi. Çocuğun annesi ve Han Myungoh.

Hepsi bir olup kadının canını almak niyetiyle onu linç etmeye başladılar.

"Öl! Çabuk öl!"

Ölüm cezası için işbirliği yapan gardiyanlar gibiydiler. Mahkumu kimin öldürdüğü belli olmasın diye kolu aynı anda çeken infaz memurları misali, bu insanlar da sıradan bir iş yapıyormuşçasına yaşlı kadını tekmeliyor ve yumrukluyorlardı.

Ve ben tüm bunları izliyordum. Başka bir dünyada olan biteni seyreden biri gibi öylece duruyordum.

Adını bile bilmediğim bu yaşlı kadının zaten yaşaması kaderinde yoktu. Orijinal senaryoda kadın ölüyordu. Bu yüzden... Bu ölümü seyretmek bir günah değildi.

O anda Yoo Sangah ayağa kalktı.

"Seni de öldürürler," diyerek refleksle onu tuttum. "Sana yerinden kıpırdamamanı söylemiştim."

Tuttuğum kolu zangır zangır titriyordu. Yoo Sangah titremesini gizlemek istercesine ellerini yumruk yaptı.

"Biliyorum, biliyorum...!"

"Şimdi gidersen sen de ölürsün, Yoo Sangah-ssi."

Yoo Sangah'ın gözleri korkudan titriyordu. Buna rağmen...

Fark etmiştim. Hikayenin türü değişmiş olsa bile bazı insanlar hâlâ tüm parlaklığıyla ışıldamaya devam ediyordu.

"Yoo Sangah-ssi. Oturun yerine."

Ancak bu hikayeyi değiştirebilecek kişi Yoo Sangah değildi. Yoo Sangah bu dünyanın ana karakteri olamazdı.

"Ha? Ama―"

"Sadece bu seferlik dediğimi yapın. Sonrasında bir daha karışmayacağım."

Yoo Sangah'ı zorla yerine oturttuktan sonra derin bir nefes aldım ve arkamı döndüm. Sırtımı dikleştirdim ve nefesimi verirken silkelendim. Ayak bileklerimi ve el bileklerimi yavaşça gevşettim.

Aslında öne çıkmak için biraz erkendi. Başlangıçtaki planım bu değildi.

"...Dokja-ssi?"

İnsanlara bakarken onun seslenişine cevap vermedim. Yaşlı kadına saldırmaya niyetli olan o insanlara.

Kim Namwoon'dan veya o insanlardan korktuğum için, ya da onların bu insanlık dışı eylemlerine göz yumduğum için hareketsiz kalmış değildim.

Sadece bekliyordum. Harekete geçmem gereken o anı kolluyordum. Böylece...

GÜÜÜMM!

Tam da şimdi.

"Ağh! Ne oluyor?"

Kulaklarımı sağır eden bir patlama sesi koptu ve tren şiddetle sarsıldı. İnsanlar çığlık çığlığa bağırdı. Vagonun sağ ön köşesinden dumanlar yükseliyordu. Başlamıştı. 'O' harekete geçmişti.

Sağ ayağımla yerden olanca gücümle destek alarak ileri fırladım. Çığlık atarak yere çöken insanların arasından geçip yaşlı kadına doğru atıldım.

"Ne? Vaağğ!"

Kim Namwoon benimle çarpıştı ve bir çığlık atarak yere kapaklandı. İlk bakışta yaşlı kadını kurtarıyormuşum gibi görünüyordu ama asıl amacım bu değildi.

Neredeydi? Hızla etrafıma bakındım.

Patlamanın etkisiyle biri yaşlı kadına doğru savrulmuştu. Bu cehennemin ortasında ağlayan bir çocuktu. Az önce elinde böcek toplama ağı tutan o çocuk.

"Bir saniye müsaade et."

Çocuğun elindeki ağı aldım.

Elimi ağın içine soktuğum an, bir çekirgenin kitin tabakası parmak uçlarıma değdi. İçinden bir tane çıkarıp çocuğun ellerine tutuşturdum. Ardından insanlara doğru döndüm.

"Herkes dursun. Yaşlı kadını öldürürseniz hayatta kalamazsınız."

Patlamanın ardından çöken geçici sessizlik sayesinde sesim şaşırtıcı derecede net çıkmıştı. İnsanlar teker teker bana bakmaya başladı.

"Diyelim ki yaşlı kadını öldürdünüz. Sonra ne olacak?"

Şaşkınlığa uğramış yüzleri bir hayli hoş görünüyordu. Durun, size biraz daha anlatayım.

"Yaşlı kadının ölümü, dokkaebi'nin 'ilk cinayet' dediği şey olarak kabul edilecek ve biraz zaman kazanılacak. Peki ya ondan sonra?"

"Ah..."

"Eğer dokkaebi'nin söyledikleri doğruysa, her birinizin bir şey öldürmesi gerekiyor. Peki yaşlı kadından sonra kimi öldüreceksiniz? Yanınızdaki kişiyi mi öldüreceksiniz?"

Durumu idrak etmeye başlayan insanlar birbirinden geri adım atarak uzaklaştı. Gözlerinde dehşet vardı. Aslında herkes gerçeğin farkındaydı. Yaşlı kadın sadece bir başlangıçtı.

Kim Namwoon bu sarsılmış atmosferi fark etti.

"Haha, hepiniz ne için endişeleniyorsunuz? O zaman bir sonrakinde onu öldürürüz! Korkaklar. Şimdiden kendi sıranız için dertlenmeyin! Herkesin şansı eşit!"

Kim Namwoon'un böyle bir şey söyleyeceğini tahmin etmiştim. Elimi hafifçe sallayarak sözünü kestim.

"Böyle bir kumar oynamanıza gerek yok. Bir katile dönüşmeden de hayatta kalmanızın bir yolu var."

"Ne?"

"N-Neymiş o?"

İnsanlar büyük bir galeyana geldi. Kim Namwoon'un yüz ifadesi çarpıklaştı.

"Unuttunuz mu? Senaryonun temizlenme koşulu 'bir insanı öldürmek' değildi."

Çoğu insanın kafası hâlâ karışıktı ama birkaç kişi bir şeylerin farkına varmıştı.

Ana Senaryo Hedefi
[Bir veya daha fazla canlıyı öldürün.]

Aynen öyle. Başından beri senaryonun içeriğinde 'insan' kelimesi hiçbir zaman belirtilmemişti.

Bir veya daha fazla canlıyı öldürün. Başka bir deyişle, herhangi bir yaşam formu olabilirdi. Kıvrak zekalı biri elimdeki toplama ağını göstererek bağırdı.

"Böcek! Böcekler!"

Çekirgeler toplama ağının içinde zıplıyordu. İnsanların gözleri parlamaya başladı. Başımı sallayarak onayladım.

"Doğru bildiniz, böcekler."

Elimi ağın içine soktum ve bir çekirge daha çıkardım. Daha önce gördüğüm tombul olanlardan biriydi.

"O-Onu bana ver! Çabuk!"

"Sadece bir tane! Sadece bir taneye ihtiyacım var!"

Bana doğru yaklaşan insanlara bakarken yavaşça geri adım attım. Az önce yaşlı kadını öldürmeye çalışan o patlamaya hazır delilikle şimdi ben yüzleşiyordum. Yine de dudaklarımda bir gülümseme belirdi. Neden? Nefes kesici bu gerilimde bile kalbim neden böyle bir neşeyle atıyordu?

"İstiyor musunuz?"

Ağı, vahşi bir hayvanı kışkırtan bir terbiyeci gibi salladım. Birkaç sabırsız kişi üzerime doğru sıçradı.

"Öyleyse yakalayın!"

Elimdeki çekirgeyi acımasızca ezdim.

Başarım & Ödül
['İlk Öldürme' başarımını elde ettiniz!]
[Ek ödül olarak 100 jeton kazanıldı.]

Aynı esnada diğer elimdeki ağı var gücümle fırlattım. Ağ, yaşlı kadının ve kalabalığın toplandığı yerin tam tersi istikametine doğru uçtu.

"Bu tam bir delilik!"

Serbest kalan böcekler özgürlüklerine kavuşmak için var güçleriyle zıplamaya başladılar.

← Önceki Bölüm (3) Seri Sayfası Sonraki Bölüm (5) →